M. Said Yalçın

Sözünün Eri Olmak Makamdan Önce İnsan Olmaktır

M. Said Yalçın

Bir adam, her şeyden önce sözünün eri olmalı.

Çünkü insanın cebindeki para, oturduğu makam, taşıdığı unvan ya da çevresindeki insanların sayısı değil; verdiği sözün arkasında durup durmadığıdır asıl itibarı belirleyen.

“Sözünün eri olmak” öyle basit bir ifade değildir. Verdiği sözü yerine getirmek, söylediğinin arkasında durmak, dün söylediğini bugün makamının gücüyle inkâr etmemek ve karşısındaki insana güven vermektir.

Bir insanın sözü varsa, o sözün bir ağırlığı olmalı.

Hele ki siyaset yapıyorsan…

Hele ki bir siyasi partinin il başkanlığı gibi insanlarla doğrudan temas halinde olduğun, temsil sorumluluğu taşıdığın bir makamdaysan, kullandığın her kelimenin ve attığın her adımın daha büyük bir anlamı vardır.

Çünkü makam büyüdükçe insanın sorumluluğu da büyür.

Bir insanı ayağına çağırıyorsan, onunla konuşuyorsan, kendisine bir şey söylüyorsan ve o kişi senin sözünü dikkate alarak kalkıp yanına geliyorsa, artık ortada sıradan bir telefon görüşmesinden daha fazlası vardır.

Karşındaki insan sana güvenmiştir.

Vaktini ayırmıştır.

Söylediğin sözün arkasında duracağını düşünmüştür.

Peki sonra ne olur?

Telefonun diğer ucunda söylenenler unutulur, verilen sözler rafa kaldırılır ve ayağına kadar gelen insan, makamın verdiği güçle küçümsenir, incitilir veya değersiz hissettirilirse…

İşte burada mesele artık siyaset olmaktan çıkar.

Mesele insanlık ve karakter meselesine dönüşür.

Çünkü insanı makam değil, makamdayken gösterdiği tavır anlatır.

Makam, İnsana İstediğini Yapma Hakkı Vermez

Siyasette makamlar geçicidir.

Bugün il başkanı olan, yarın olmayabilir.

Bugün kapısından insanların eksik olmadığı bir makamın kapısı, yarın başka birine açılabilir.

Bugün telefonları susmayan bir insan, yarın aradığı halde karşısında kimseyi bulamayabilir.

Bütün bunlar siyasetin doğasında vardır.

Bu nedenle siyasette en önemli meselelerden biri insan biriktirmektir.

Ama insan biriktirmek, etrafına kalabalık toplamak değildir.

İnsan biriktirmek; gönül kazanmak, güven oluşturmak, verilen sözün arkasında durmak ve insanlara makamın gerektirdiği saygıyı göstermektir.

Çünkü siyasetçinin gerçek sınavı, yanında alkışlayanların çok olduğu gün değil; gücü elindeyken kendisine ihtiyaç duymayan insana nasıl davrandığıdır.

Bir insanın makamı yükseldiğinde çevresindeki herkesi küçümsemeye başlaması, kendisine ulaşan insanları değersiz görmesi ya da dün başka, bugün başka davranması toplumda ister istemez soru işaretleri oluşturur.

Ve unutulmamalıdır:

İnsanlar söylenen sözleri unutabilir ama kendilerine nasıl davranıldığını kolay kolay unutmaz.

Bugünün Yarını Da Var

Siyasette çok kullanılan bir söz vardır:

“Gün ola, harman ola…”

Bugün güçlü olanın yarın aynı güçte olacağının garantisi yoktur.

Bugün birilerinin kapısına gitmek zorunda kalanlar, yarın başka kapılarda karşılanabilir.

Bugün birilerinin desteğine ihtiyaç duyanlar, yarın kendi ayakları üzerinde durabilir.

Hayatın ve siyasetin dengeleri sürekli değişir.

Bu nedenle makam sahiplerinin en çok dikkat etmesi gereken şeylerden biri, bugünün gücünü yarının gerçeği sanmamaktır.

Çünkü hayatın bir de dönüşü vardır.

Siyasetin de…

Makamların da…

İnsan ilişkilerinin de…

Bugün yukarıdan baktığınız insan, yarın aynı masada karşınıza oturabilir.

Bugün önemsemediğiniz kişi, yarın sizin ihtiyaç duyduğunuz bir noktada olabilir.

Bu nedenle insanlara tepeden bakmak, makamın sağladığı imkânları kişisel üstünlük gibi görmek, siyasetin geçici gücünü kalıcı bir ayrıcalık zannetmek ciddi bir yanılgıdır.

Telefonda Başka, Yüz Yüze Başka Olmak

İnsan ilişkilerindeki en büyük güven kayıplarından biri de budur.

Telefonda farklı konuşmak…

Yüz yüze farklı davranmak…

Birini yanına çağırıp sonra o insanı mahcup edecek veya incitecek bir tavır takınmak…

Bunlar siyasetin hangi makamında olursanız olun, açıklanması zor davranışlardır.

Çünkü söz ile davranış arasında uçurum oluştuğu zaman güven zedelenir.

Oysa gerçek siyasetçinin gücü, insanları susturmasından değil; insanların ona güvenerek konuşabilmesinden gelir.

Bir il başkanı, yalnızca partisinin teşkilatını temsil etmez.

Aynı zamanda kendisiyle iletişime geçen insanların gözünde o siyasi yapının yüzüdür.

Bu nedenle kişisel bir davranış bile kamuoyunda daha geniş bir anlam kazanabilir.

İnsanların beklentisi çok büyük değildir aslında.

Saygı…

Samimiyet…

Tutarlılık…

Verilen sözün arkasında durmak…

Ve en önemlisi, karşısındaki insanı insan olduğu için değerli görmek.

Siyasette Hafıza Vardır

Siyaset kısa süreli hafızaya sahip değildir.

Bugün yaşananlar yarın yeniden konuşulabilir.

Bugün söylenen bir söz, yıllar sonra hatırlanabilir.

Bugün kırılan bir gönül, yarın karşınıza başka bir şekilde çıkabilir.

Bu yüzden siyasetçinin attığı her adımın bir karşılığı vardır.

Bazen bir insanı kazanmak için uzun uzun konuşmaya gerek yoktur.

Bir telefon yeter.

Bir teşekkür yeter.

Bir “Hoş geldin” yeter.

Bir “Seni beklettim, kusura bakma” demek bile yeter.

Aynı şekilde bir insanı kaybetmek için de uzun bir tartışmaya gerek yoktur.

Tek bir küçümseyici bakış, tek bir kırıcı cümle veya verilen sözün arkasında durmamak yeterlidir.

Asıl Mesele Makam Değil, Makamdan Sonra Geriye Ne Kalacağıdır

Her makamın bir başlangıcı ve bir sonu vardır.

İnsanlar koltuklara oturur, görevler değişir, yönetimler değişir, isimler değişir.

Fakat insanın bıraktığı iz kolay kolay değişmez.

Bir makam sahibi görevinden ayrıldığında geriye ne kalır?

“İnsanlara tepeden bakardı” mı denir?

“Verdiği sözün arkasında dururdu” mu?

“Kapısı herkese açıktı” mı?

“İnsanları dinlerdi” mi?

“Dün söylediğini bugün inkâr etmezdi” mi?

İşte asıl mesele budur.

Çünkü makamın tabelası sökülebilir.

Koltuk değiştirilebilir.

Unvan elden alınabilir.

Ama insanın toplumda bıraktığı iz, insanların hafızasında yaşamaya devam eder.

Unutulmamalı: Herkesin Bir Yarını Var

Bugün bir il başkanı olabilirsiniz.

Bugün insanlar sizin ayağınıza geliyor olabilir.

Bugün telefonunuzun diğer ucunda insanlar sizi dinliyor olabilir.

Bugün karar verme gücü sizin elinizde olabilir.

Ama yarın?

Yarın ne olacağını hiç kimse bilemez.

Siyaset, hayatın kendisi gibi değişkendir.

Bu nedenle bugünün makamına güvenerek insanları kırmamak gerekir.

Çünkü bugün ayağınıza gelen insanın yarın hangi konumda olacağını bilemezsiniz.

Bugün elinizin tersiyle ittiğiniz insanın yarın hangi masada oturacağını bilemezsiniz.

Ve belki de en önemlisi;

Bugün küçümsediğiniz insanın, yarın size yalnızca geçmişte nasıl davrandığınızı hatırlatması yeter.

O gün ne makam kalır ne koltuk…

Geriye yalnızca insanın kendi davranışları kalır.

Sözün Ağırlığını Bilmek Gerekir

Bir söz verdiyseniz, arkasında durun.

Bir insanı çağırdıysanız, değerini bilin.

Bir insan size güvenerek ayağınıza kadar geldiyse, o güveni boşa çıkarmayın.

Çünkü siyaset gelip geçer.

Makamlar değişir.

İnsanlar değişir.

Dengeler değişir.

Ama güven kolay kazanılmaz.

Ve kaybedildiğinde yeniden kazanılması çok daha zordur.

Bu nedenle hangi makamda olursanız olun, önce insan olun.

Çünkü insanın gerçek büyüklüğü oturduğu koltuğun yüksekliğiyle değil, karşısındaki insana gösterdiği saygıyla ölçülür.

Bugün güçlü olabilirsiniz.

Bugün sözünüz geçebilir.

Bugün insanlar sizin kapınızı çalıyor olabilir.

Ama hayatın bir kuralı var:

Gün ola, harman ola.

Ve gün geldiğinde insanın karşısına çoğu zaman makamı değil, geçmişte yaptığı davranışlar çıkar.

İşte o gün, verilecek en önemli cevap şudur:

“Ben dün ne söylediysem bugün de onun arkasında durdum.”

Bunu söyleyebilen insan gerçekten sözünün eridir.

Gerisi makamdır.

Gerisi koltuktur.

Gerisi gelip geçer.

Yazarın Diğer Yazıları