“Hakkını helal et dedim kendime… Çok yordum seni.”
İnsanın bazen dönüp de kendisine söylemesi gereken en ağır, en samimi ve belki de en gecikmiş cümlelerden biridir bu.
Çünkü insan, çoğu zaman herkese karşı merhametlidir de kendisine karşı acımasızdır. Başkasının hatasını anlayışla karşılar, başkasının yorgunluğunu görür, başkasının gözyaşını siler. Fakat sıra kendisine geldiğinde aynı hoşgörüyü göstermez.
Kendi kırgınlığını önemsemez.
Kendi yorgunluğunu erteler.
Kendi yaralarını “geçer” diyerek kapatır.
Ve hayatın bir yerinde, sessizliğin ortasında kendisiyle baş başa kaldığında anlar ki insanın en çok ihmal ettiği kişi yine kendisidir.
Belki de “Hakkını helal et kendim” demenin asıl anlamı burada saklıdır.
Kendimizi ne kadar yorduk?
Hayat zaten yeterince ağır.
Geçim derdi, gelecek kaygısı, kaybedilen insanlar, yarım kalan hayaller, söylenemeyen sözler, verilen mücadeleler…
Bir de bütün bunların üzerine kendimize yüklediğimiz beklentiler ekleniyor.
Hep güçlü olmak istiyoruz.
Hiç yorulmamış gibi davranıyoruz.
Her şeyi yoluna koymamız gerektiğine inanıyoruz.
Herkesi mutlu etmeye çalışırken kendi mutluluğumuzu erteliyoruz.
“Biraz daha sabret.”
“Şimdi sırası değil.”
“Bunu da atlatalım.”
“Sonra dinlenirim.”
“Sonra kendime zaman ayırırım.”
Diyoruz.
Ama o “sonra”ların biriktiği yerde insanın içindeki sessizlik büyüyor.
Bir sabah aynaya baktığımızda yüzümüzde yılların değil, susturduğumuz duyguların izlerini görüyoruz.
İşte o zaman insan kendisine dönüp şöyle demek istiyor:
“Kusura bakma kendim. Seni çok beklettim.”
En ağır yük, insanın kendi omuzlarına bindirdiğidir
Bazen başımıza gelenlerden çok, başımıza gelenleri nasıl yorumladığımız yoruyor bizi.
Bir başarısızlığı hayatımızın sonu kabul ediyoruz.
Bir ayrılığı kendi değerimizin kaybı sanıyoruz.
Bir insanın bizi terk etmesini, sevilmeye layık olmadığımızın kanıtı gibi görüyoruz.
Bir fırsatı kaçırınca bütün hayatı kaçırdığımızı düşünüyoruz.
Oysa hayat böyle değil.
İnsan düşebilir.
Yanılabilir.
Yanlış insanlara güvenebilir.
Yanlış kararlar verebilir.
Bir gün güçlü, ertesi gün darmadağın olabilir.
Bunların hiçbiri insan olmanın dışında değildir.
Asıl mesele, düştüğümüzde kendimize ne söylediğimizdir.
“Nasıl böyle bir hata yaptın?” mı?
Yoksa,
“Olabilir. Şimdi yeniden ayağa kalkalım.” mı?
Belki de yıllardır başkalarından beklediğimiz anlayışı önce kendimize göstermenin zamanıdır.
Kendinden özür dilemek zayıflık değildir
İnsan bazen geçmişte yaptığı tercihler için kendisini affedemiyor.
“Keşke”ler birikiyor.
Keşke o sözü söylemeseydim…
Keşke o insana güvenmeseydim…
Keşke biraz daha cesur olsaydım…
Keşke kendimi bu kadar değersiz görmeseydim…
Keşke bazı şeyleri daha erken fark etseydim…
Fakat geçmişe dönüp aynı günü değiştiremeyiz.
Değiştirebileceğimiz tek şey, geçmişe bugün nasıl baktığımızdır.
Çünkü dünün hatası, bugünün mahkûmiyeti olmak zorunda değildir.
İnsan kendisini affettiğinde geçmiş silinmez.
Ama geçmişin üzerimizdeki hükmü sona erer.
Bu nedenle bazen insanın kendi kalbine eğilip sessizce,
“Seni bilerek kırmadım. Seni korumayı beceremedim. Çok yoruldun, biliyorum. Hakkını helal et.”
demesi gerekir.
Bu bir yenilgi değildir.
Aksine, insanın kendisiyle barışmasının ilk adımıdır.
Herkes için güçlü olmaya çalışırken kendimizi unuttuk
Bize yıllarca güçlü olmamız söylendi.
“Güçlü dur.”
“Kimseye belli etme.”
“Ağlama.”
“Sabret.”
“Geçer.”
Belki de bu yüzden birçok insan bugün dışarıdan güçlü, içeriden yorgun.
Gülümsüyor ama içi susuyor.
Konuşuyor ama anlatmıyor.
Kalabalıkların içinde bulunuyor ama kendisini yalnız hissediyor.
Çünkü insanın en büyük yalnızlığı, anlaşılmamak değil; bazen kendisini bile anlatamayacak kadar yorulmasıdır.
Oysa insanın her zaman güçlü olması gerekmiyor.
Bazen yorulmak da hakkımız.
Bazen ağlamak.
Bazen hiçbir şey yapmak istememek.
Bazen herkesten uzaklaşıp kendi içimize çekilmek.
Bazen “Ben bugün iyi değilim” diyebilmek.
Bunların hiçbirisi zayıflık değildir.
İnsanın kendisine karşı dürüst olmasıdır.
Belki de artık kendimize iyi davranmanın zamanı
Hayatın bütün yükünü omuzlamak zorunda değiliz.
Her sorunu çözmek, herkesi memnun etmek, herkesin beklentisini karşılamak zorunda değiliz.
Bazı insanları kaybedebiliriz.
Bazı yollar yarıda kalabilir.
Bazı hayaller gerçekleşmeyebilir.
Bazı kapılar yüzümüze kapanabilir.
Ama bütün bunların arasında kendimizi de kaybetmemeliyiz.
Çünkü insanın yeniden başlayabilmesi için önce kendisiyle barışması gerekir.
Kendisine kızmayı bırakması…
Geçmişini affetmesi…
Eksiklerini kabullenmesi…
Ve en önemlisi, kendi değerini başkalarının davranışlarına bağlamaktan vazgeçmesi gerekir.
Belki bugün aynaya baktığımızda kendimize uzun uzun konuşmalıyız.
Kimseye anlatamadıklarımızı kendimize anlatmalıyız.
Sonra da içimizden şu cümleyi geçirmeliyiz:
“Hakkını helal et kendim. Seni çok yordum. Herkese yetişmeye çalışırken sana yetişemedim. Herkesi düşündüm, seni unuttum. Herkesi affettim, seni affetmedim. Bundan sonra biraz da senin yanında olacağım.”
Çünkü insanın hayattaki en uzun yolculuğu kendisine doğrudur.
Ve belki de bütün mesele, o yolculuğun sonunda kendimize yabancı biri olarak değil, yeniden dost olduğumuz biri olarak ulaşabilmektir.
Hayat devam ediyor.
Eksiklerimizle, kırgınlıklarımızla, hatalarımızla, kayıplarımızla…
Ama devam ediyor.
Öyleyse geçmişin bütün yükünü sırtımızda taşımak yerine, birazını yere bırakmanın vakti gelmiştir.
Kendimize kızmayı bırakıp kendimizi anlamanın…
Kendimizi suçlamak yerine kendimizi bağışlamanın…
Ve en önemlisi, bundan sonraki hayatımızda kendimizi yarı yolda bırakmamanın…
Belki bugün söylememiz gereken en güzel cümle şudur:
“Hakkını helal et kendim…
Çok yordum seni.
Ama bundan sonra seni biraz daha koruyacağım.”