M. Said Yalçın

Öyle Yaşa, Öyle Bir İz Bırak ki…

M. Said Yalçın

“Öyle yaşa, öyle bir iz bırak ki; sevenlerin gönülden, sevmeyenlerin saygıyla önünde şapka çıkarsın.”

Bazı sözler vardır; yalnızca söylenmez, insanın hayatına bir ölçü, bir pusula, hatta zaman zaman bir hesaplaşma biçimi olur.

İşte bu söz de benim için onlardan biri.

Çünkü insanın hayattaki gerçek başarısı; kaç kişiyi kendisine hayran bıraktığıyla, kaç kişinin arkasından güzel söz söylediğiyle ya da ne kadar alkış aldığıyla ölçülmez. Asıl mesele, insanın karakterinden taviz vermeden yürüdüğü yolda nasıl bir iz bıraktığıdır.

Hayat dediğimiz şey, aslında ardımızda bıraktığımız izlerden ibarettir.

Kimi insan makamıyla hatırlanır, kimi servetiyle, kimi yaptığı işlerle… Kimi ise hiçbir unvanı olmasa bile insanların hayatına dokunduğu için yıllar sonra bile güzel sözlerle anılır.

Benim için önemli olan da tam olarak budur.

İnsan, kendisinden sonra ne bırakacaktır?

Bir isim mi?

Bir makam mı?

Bir başarı listesi mi?

Yoksa insanların hafızasında yer eden sağlam bir karakter mi?

Ben, hayatın bana öğrettiği en önemli şeylerden birinin şu olduğuna inanıyorum:

İnsan herkesi memnun edemez ama herkesin saygı duyabileceği bir duruş sergileyebilir.

Çünkü sevilmek başka, saygı görmek başkadır.

Sevilmek bazen şartlara bağlıdır. Aynı düşünürsünüz, aynı yerde durursunuz, aynı pencereden bakarsınız; insanlar sizi sever.

Ama saygı çok daha farklı bir şeydir.

Sizinle aynı fikirde olmayan, sizinle aynı yolu yürümeyen, hatta sizi sevmeyen bir insan dahi sizin dürüstlüğünüzü, emeğinizi, kararlılığınızı ve duruşunuzu kabul edebiliyorsa, işte orada gerçek bir değer ortaya çıkmıştır.

İnsan, en çok zor zamanlarda kendini belli eder

Kolay günlerde herkes iyi görünür.

İşler yolunda giderken, insanlar yanınızdayken, başarılarınız alkışlanırken güçlü durmak çok zor değildir.

Asıl sınav, yalnız kaldığınız zamandır.

Asıl sınav, haksızlığa uğradığınız halde haksızlık yapmamayı seçtiğiniz andır.

Asıl sınav, size yapılanı başkasına yapabilecek güce sahip olduğunuz halde bunu reddettiğiniz zamandır.

Asıl sınav, önünüzde fırsatlar varken ilkelerinizden vazgeçmediğiniz zamandır.

Ben de kendi hayat yolculuğumda zaman zaman bu sınavlardan geçtim.

Bazen susmanın daha kolay olduğu yerde konuşmayı, bazen konuşmanın daha kolay olduğu yerde susmayı öğrendim.

Bazen insanların alkışını değil, kendi vicdanımın sesini dinlemeyi tercih ettim.

Çünkü insanın en büyük mahkemesi, kendi vicdanıdır.

Ve insan, geceleri başını yastığa koyduğunda kendisine hesap verebiliyorsa, dışarıdan gelen bütün övgülerin de eleştirilerin de bir anlamı kalmaz.

Herkes tarafından sevilmek gibi bir hedefim olmadı

Hayat bana bir başka gerçeği de öğretti:

Doğru bildiğiniz yolda yürüyorsanız, herkesin sizi sevmesini beklememelisiniz.

Çünkü herkesi memnun etmeye çalışmak, çoğu zaman insanın kendi kimliğinden uzaklaşması anlamına gelir.

Bugün sizi seven yarın eleştirebilir.

Bugün yanınızda duran yarın karşınızda olabilir.

Bugün sizi alkışlayan yarın sessiz kalabilir.

Bunların hepsi hayatın doğal akışıdır.

Önemli olan, insanların değişen tutumları karşısında sizin değişip değişmediğinizdir.

Benim için esas mesele; kimin beni sevdiğinden çok, benim nasıl biri olduğumdur.

Çünkü insan başkalarının gözündeki görüntüsünü her zaman kontrol edemez. Fakat kendi karakterini, kendi vicdanını ve kendi duruşunu kontrol edebilir.

Bu yüzden hayatım boyunca mümkün olduğunca insanların ne söylediğine değil, zamanın ne söyleyeceğine önem verdim.

Çünkü zaman, en adil hakemdir.

Meslekte de hayatta da itibar, bir günde kazanılmaz

Özellikle insanlarla, toplumla ve kamuoyuyla iç içe olan mesleklerde itibarın ne kadar kıymetli olduğunu çok iyi biliyorum.

Bir insanın kalemi varsa, o kalemin yalnızca yazmak için değil; sorumluluk taşımak için de var olduğunu düşünüyorum.

Bir haber yapmak kolaydır.

Bir cümle kurmak kolaydır.

Bir kişinin adını yazmak, bir olay hakkında yorum yapmak, bir gelişmeyi kamuoyuna aktarmak kolaydır.

Zor olan ise bütün bunları yaparken vicdanı, hakkaniyeti ve insan onurunu koruyabilmektir.

Benim meslek anlayışımda başarı yalnızca daha çok okunmak, daha çok görünmek ya da daha fazla konuşulmak değildir.

Asıl başarı;

Doğruyu doğru zamanda söyleyebilmek,
yanlışa karşı durabilmek,
kişilere göre değil ilkelere göre hareket edebilmek
ve geride güven duygusu bırakabilmektir.

Çünkü bugün yazılan bir haber unutulabilir.

Bugün atılan bir manşet birkaç gün sonra gündemden düşebilir.

Fakat insanın karakteri, yıllar geçse de insanların hafızasında kalır.

Bazen en büyük cevap, sessizce yoluna devam etmektir

Hayatta insanı yoran şeylerden biri de herkesin kendisi hakkında ne düşündüğünü önemsemektir.

Oysa bir noktadan sonra insan şunu öğreniyor:

Herkese kendinizi anlatmak zorunda değilsiniz.

Herkese kendinizi ispatlamak zorunda değilsiniz.

Herkese neden böyle davrandığınızı açıklamak zorunda değilsiniz.

Bazen en güçlü cevap, hiçbir cevap vermeden yolunuza devam etmektir.

Çünkü zaman, insanın söyleyemediği birçok şeyi kendiliğinden anlatır.

Bugün hakkınızda yanlış düşünen biri, yarın sizi daha iyi anlayabilir.

Bugün sizi küçümseyen biri, yarın verdiğiniz emeği görebilir.

Bugün sizi eleştiren biri, yarın aynı konuda sizin ne kadar haklı olduğunuzu kabul edebilir.

Bunun için insanın yapması gereken şey, başkalarının düşüncelerinin peşinden koşmak değil; kendi yolunda sağlam yürümektir.

Ben bir isimden çok, bir iz bırakmak istiyorum

Kendim adına düşündüğümde, geride bırakmak istediğim şey yalnızca bir isim değildir.

İnsanların “Şunu yaptı” demesinden çok,

“Duruşu vardı.”

“Emeği vardı.”

“Kimseye haksızlık etmedi.”

“Zor zamanda geri adım atmadı.”

“İnandığı şeyin arkasında durdu.”

diyebilmesi benim için çok daha değerlidir.

Çünkü isimler unutulabilir.

Makamlar değişebilir.

Koltuklar el değiştirebilir.

Bugünün gündemi yarının unutulmuş haberi olabilir.

Ama bir insanın başka bir insanın hayatında bıraktığı güzel iz kolay kolay silinmez.

Belki de insanın gerçek mirası budur.

Şapka çıkarttırmak, kibir değil; karakter meselesidir

Sözün son bölümünde geçen “şapka çıkarmak” ifadesini de böyle anlamak gerektiğini düşünüyorum.

Buradaki mesele insanlardan üstün olmak değildir.

Tam tersine, insanların sizin karakteriniz karşısında saygı duymasıdır.

Sizi sevmeyen bir insanın bile,

“Ben onunla aynı düşünmüyorum ama hakkını teslim ederim.”

diyebilmesi…

Bence gerçek başarı budur.

Çünkü insanın değeri, kendisini sevenlerin sayısıyla değil; kendisiyle aynı fikirde olmayanların dahi hakkını teslim etmek zorunda kalacağı kadar sağlam bir duruş sergileyebilmesiyle ölçülür.

Bunun yolu ise kibirden değil, tevazudan geçer.

Başkalarını küçümsemekten değil, kendini bilmekten geçer.

Gürültü çıkarmaktan değil, gerektiğinde sessizce çalışmaktan geçer.

Geride nasıl hatırlanacağımızı bugün belirliyoruz

Hayat hepimize aynı soruyu bir gün mutlaka soracak:

“Sen bu dünyadan geçerken ne bıraktın?”

Cevabı makamlarımız vermeyecek.

Sahip olduklarımız vermeyecek.

Alkışlarımız vermeyecek.

Cevabı; dokunduğumuz hayatlar, verdiğimiz mücadeleler, aldığımız kararlar ve insanlara karşı sergilediğimiz tavır verecek.

Ben de kendi adıma, hayatın bundan sonraki bölümünde aynı anlayışla yürümek istiyorum.

Daha çok görünmekten önce daha çok değer üretmek…

Daha çok konuşulmaktan önce daha çok güven vermek…

Daha çok alkışlanmaktan önce kendi vicdanımdan geçer not almak…

Ve en önemlisi;

Kimseyi ezmeden yükselmek, kimsenin hakkına girmeden ilerlemek, doğru bildiğim yoldan vazgeçmeden yürümek istiyorum.

Çünkü günün sonunda insanın yanında ne kadar insan olduğu değil, insanların neden yanında olduğu önemlidir.

Benim için hayatın özeti belki de tek bir cümledir:

Öyle yaşa, öyle bir iz bırak ki; sevenlerin seni gönülden ansın, sevmeyenlerin bile karakterin karşısında saygıyla başını eğsin.

Çünkü insan bu dünyadan geçer…

Ama duruşu, emeği ve bıraktığı iz kalır.

Yazarın Diğer Yazıları