M. Said Yalçın

Malatya'da Yerel Basın Neden Sahipsiz?

M. Said Yalçın

Devletle Millet Arasındaki İletişim Köprüsü Yıkılıyor
6 Şubat depremlerinin üzerinden yıllar geçti.
Malatya hâlâ yaralarını sarmaya çalışıyor.
Konutundan altyapısına, ticaretinden sosyal hayatına kadar pek çok alanda sorunlar konuşuluyor, çözüm aranıyor.
Peki ya yerel basın?
İşte asıl mesele burada başlıyor.
Depremin ilk gününden itibaren vatandaşın sesi olan, enkazın başında mikrofon uzatan, konteyner kentlerde yaşananları gündeme taşıyan, kurumların çalışmalarını takip eden, eksikleri dile getiren ve Malatya'nın sesini Ankara'ya duyurmaya çalışan yerel basın bugün adeta kendi kaderine terk edilmiş durumda.
Her soruna bir çözüm arayan anlayış, nedense yerel basının sorununa geldiğinde susuyor.
Malatya'nın milletvekillerinden belediye başkanlarına, ilgili kamu kurumlarından mülki idareye kadar herkesin bu tabloyu görmesi gerekiyor.
Çünkü yerel basın sadece haber yapan kuruluşlardan ibaret değildir.
Yerel basın, şehrin hafızasıdır.
Yerel basın, vatandaşın kamu kurumlarına ulaşabildiği en önemli kanallardan biridir.
Yerel basın, devlet ile millet arasındaki iletişim köprüsüdür.
Ve o köprü bugün ciddi anlamda yıpranmıştır.
Sayın Valim Seddar Yavuz, Bu Şehrin Basını Sizin de Muhatabınızdır
Malatya'nın mülki amiri Sayın Vali Seddar Yavuz'a buradan açıkça sesleniyorum:
Yerel basını neden yalnız bırakıyorsunuz?
Deprem sonrası Malatya'nın yeniden ayağa kaldırılması için yapılan çalışmalarda basının rolünü kimse inkâr edemez.
Yerel gazeteciler sahadaydı.
Vatandaşın derdini dinledi.
Kamu kurumlarının çalışmalarını takip etti.
Eksikleri yazdı.
Doğru yapılan işleri kamuoyuna aktardı.
Vatandaş ile devlet arasında iletişim kurdu.
Bütün bunları yaparken yerel basının kendisi hangi şartlarda çalışıyor diye kaç kişi sordu?
Basın konteynerlerinde çalışan gazetecilerin sorunlarını kim dinledi?
Hangi makam, "Bu arkadaşlar nasıl ayakta kalacak?" diye sordu?
Bir şehrin yeniden inşası sadece bina yapmakla olmaz.
Şehrin iletişim damarlarını da ayakta tutmak gerekir.
Sayın Valim;
Siz bu şehrin mülki amirisiniz.
Devletin Malatya'daki temsilcisisiniz.
Devletin vatandaşa ulaşmasında olduğu kadar, vatandaşın sesinin devlete ulaşmasında da sorumluluğunuz var.
Bu nedenle yerel basının sorunlarına sırt çevirmek, aslında vatandaşın sesine sırt çevirmektir.
Sami Er Başkan'a da Birkaç Sözümüz Var
Gelelim Malatya Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Sami Er'e...
Sayın Başkan;
Malatya'da basınla iletişimi sağlayacak birimleriniz var.
Basın danışmanlarınız var.
Özel kaleminiz var.
Basınla ilgili görev yapan bürokratlarınız var.
Üstelik Malatya'da basın şube başkanlıkları, cemiyetler, dernekler ve basın kuruluşlarının temsilcileri var.
Peki neden bütün bunlar varken bir basın mensubunu arayıp:
"Gazetecileri topla."
deniliyor?
Burada sorulması gereken çok basit bir soru var:
Sizin bir heyetiniz yok mu Sayın Başkan?
Bir konuyu görüşmek istiyorsanız;
Basın danışmanınızı görevlendirin.
Özel kaleminizi görevlendirin.
İlgili daire başkanınızı görevlendirin.
Heyetinizi gönderin.
Basın meslek kuruluşlarının temsilcileriyle görüşün.
Gazetecilerin temsilcileriyle bir araya gelin.
Söyleyeceğinizi doğrudan anlatın.
Ama bunu bir gazetecinin üzerinden yapmaya çalıştığınızda ortaya ister istemez başka bir görüntü çıkıyor.
Koca Büyükşehir Belediyesi, gazetecileri toplamak için neden yine gazetecinin kapısını çalıyor?. 6 dernek başkanı varken…
Bu sorunun cevabını kamuoyu bilmek istiyor.
Gazeteciler Belediye Başkanının Sekreteri Değildir
Burada çok önemli bir çizginin altını çizmek gerekiyor.
Gazeteci;
gazetecidir.
Belediyenin organizasyon sorumlusu değildir.
Basın danışmanı değildir.
Özel kalem değildir.
Belediye personeli hiç değildir.
Bir gazetecinin görevi, kamu adına haber yapmak, soru sormak, araştırmak ve kamuoyunu bilgilendirmektir.
Dolayısıyla herhangi bir kamu kurumunun gazetecilerle iletişim kurması elbette normaldir.
Ama bunun yöntemi de önemlidir.
Bir belediye başkanı basınla toplantı yapmak istiyorsa, bunu kendi kurumsal mekanizmaları üzerinden yapmalıdır.
Çünkü kamu kurumları kurumsal iletişim kanallarıyla hareket etmek zorundadır.
Aksi halde ortaya dedikodu çıkar.
Yanlış anlaşılma çıkar.
"Kim kimi çağırdı?"
"Kim organize ediyor?"
"Kim kimin adına konuşuyor?"
gibi sorular ortaya çıkar.
Bugün basın konteynerlerinde yaşanan tartışmanın temelinde de biraz bu iletişim karmaşası yatıyor.
Peki 6 Şubat'tan Sonra Yerel Basın Ne Yaptı?
Biraz geriye dönelim.
6 Şubat sabahı Malatya'nın büyük bölümü yıkılırken yerel gazeteciler de vatandaşlarla aynı enkazın içindeydi.
Kimi evini kaybetti.
Kimi iş yerini kaybetti.
Kimi ekipmanını kaybetti.
Kimi çalışma arkadaşlarını kaybetti.
Ama haber yapmaya devam etti.
Çünkü şehir susarsa gerçekler duyulmayacaktı.
Yerel basın;
enkazı görüntüledi,
vatandaşın feryadını duyurdu,
eksikleri yazdı,
yardımların ulaştırılmasını takip etti,
kamu kurumlarının çalışmalarını kamuoyuna aktardı.
Şimdi soruyoruz:
Bu kadar yükün altından kalkmaya çalışan yerel basına devletin ve yerel yönetimlerin desteği nerede?
"İletişim Köprüsü" Denilen Şey Tam da Budur
Kamu kurumları ile vatandaş arasında bağ kuran en önemli yapılardan biri basındır.
Şeffaf yönetim anlayışı, sadece basın açıklaması yapmak değildir.
Şeffaflık;
soruya cevap vermektir.
eleştiriyi dinlemektir.
sorunu görmektir.
yanlışın üzerine gitmektir.
Ve en önemlisi, vatandaşın sesini duymaktır.
Yerel basın işte tam burada devreye girer.
Bir vatandaş belediyeye ulaşamadığında gazeteciye ulaşır.
Bir mahallede sorun olduğunda gazeteciye haber verir.
Bir kamu hizmetinde aksama olduğunda gazeteci bunu gündeme taşır.
Çünkü vatandaş bilir ki gazeteci onun sesini kamuoyuna duyurabilir.
Bu nedenle yerel basını güçlendirmek, aslında demokratik iletişim kanallarını güçlendirmektir.
Yeşilyurt ve Battalgazi Belediyeleri de Bu Tabloyu Görmeli
Bu mesele yalnızca Büyükşehir Belediyesi'nin meselesi değildir.
Yeşilyurt Belediyesi...
Battalgazi Belediyesi...
Onlar da bu şehrin yönetiminde söz sahibi.
Dolayısıyla yerel basının yaşadığı sorunlara karşı sessiz kalmamalılar.
Belediyelerin basın birimleri yalnızca başkanın programlarını servis eden birimler olmamalı.
Basınla iletişim kuran, gazetecilerin sorunlarını dinleyen, çözüm önerilerini yönetime taşıyan mekanizmalar haline gelmeli.
Çünkü gazeteciyi sadece haber yayımladığında hatırlamak kolaydır.
Asıl mesele, gazeteci zor durumdayken yanında olabilmektir.
Milletvekilleri Nerede?
Bir başka soru da Malatya milletvekillerine...
Sayın milletvekilleri;
Deprem sonrası Malatya'nın sorunlarını Ankara'da gündeme getiriyorsunuz.
Peki Malatya'nın yerel basınının sorunlarını ne zaman gündeme getireceksiniz?
Yerel basın ekonomik olarak ayakta kalamazsa, Malatya'nın sorunlarını kim gündeme taşıyacak?
Ulusal medya her mahalleye giremez.
Her esnafın kapısını çalamaz.
Her köy yolunu takip edemez.
Her vatandaşın sorununu Ankara'ya taşıyamaz.
Bunu yapan çoğu zaman yerel gazetecidir.
Yerel basın sustuğunda sadece gazeteler susmaz.
Malatya'nın mahalleleri susar.
Esnaf susar.
Vatandaş susar.
Sorunlar görünmez hale gelir.
Sayın Sami Er, Basını Toplamak Değil, Basını Dinlemek Gerekir
Sayın Başkan;
Gazetecileri toplamak kolay.
Önemli olan gazetecileri dinlemek.
Bir toplantı yapın.
Bütün basın kuruluşlarını çağırın.
Basın meslek kuruluşlarının temsilcilerini davet edin.
Sorunları masaya yatırın.
Basın konteynerlerinin durumunu konuşun.
Ekonomik sorunları konuşun.
Çalışma koşullarını konuşun.
Yerel basının geleceğini konuşun.
Ve gazetecilere sorun:
"Sizin bizden beklentiniz nedir?"
İşte o zaman gerçek bir iletişim başlamış olur.
Çünkü gazeteciler sizin için sadece haber yapan insanlar değildir.
Onlar aynı zamanda Malatya'nın aynasıdır.
Aynaya kızmak yerine, aynada görünen görüntüyü düzeltmek gerekir.
Sayın Valim, Sayın Başkanım...
Sözün özü şudur:
Yerel basın yardım istemiyor; muhatap alınmak istiyor.
Yerel basın ayrıcalık istemiyor; adil yaklaşım istiyor.
Yerel basın makam istemiyor; iletişim istiyor.
Yerel basın susmak istemiyor; konuşabileceği bir masa istiyor.
6 Şubat'ın yaralarını birlikte saracağız.
Ama bunun yolu sadece beton dökmekten geçmiyor.
Şehrin ruhunu, hafızasını ve iletişim kanallarını da ayakta tutmak gerekiyor.
Bugün basın konteynerlerinde gazeteciler kendi aralarında "Ne olacak?" diye konuşuyorsa, yöneticilerin de dönüp "Biz ne yapabiliriz?" diye sormasının zamanı gelmiştir.
Çünkü gazeteci vatandaşın sesidir.
Yerel basın, şehrin hafızasıdır.
Ve unutulmamalıdır:
Bir şehirde basının sesi kısılırsa, o şehirde sorunların sesi de kısılır.
Sayın Valim Seddar Yavuz...
Sayın Büyükşehir Belediye Başkanım Sami Er...
Artık gazetecileri birilerinin üzerinden toplamaya değil, gazetecilerin karşısına doğrudan çıkıp onları dinlemeye ihtiyaç var.
Kurumlarınız, makamlarınız, danışmanlarınız, özel kalemleriniz ve basın birimleriniz var.
Kullanın.
Bir heyet oluşturun.
Basın meslek kuruluşlarını ziyaret edin.
Gazetecilerle masaya oturun.
Sorunları dinleyin.
Çözüm üretin.
Çünkü Malatya'nın yeniden ayağa kalkması sadece binalarla değil, iletişim köprülerinin yeniden kurulmasıyla mümkün olacaktır.
Ve bugün o köprülerden biri olan yerel basın ciddi biçimde alarm veriyor.
Artık duyun.
Çünkü yarın çok geç olabilir.
 

Yazarın Diğer Yazıları