Erkan Akan

Mekke'de Atılan İmza: Bir Anlaşmadan Daha Fazlası Mı?

Erkan Akan

Mekke…

Bir şehir düşünün ki adı geçtiğinde insanın zihninde önce ordular değil, Kâbe beliriyor.

Siyasetten önce tevhid, güçten önce kulluk, sınırlardan önce ümmet hatırlanıyor.

İşte 7 Ağustos 2026’da Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşması, böylesine güçlü bir sembolün gölgesinde dünya gündemine geldi.

Fakat bu anlaşmayı doğru okuyabilmek için heyecanın biraz gerisinde durmak, metnin kendisine bakmak ve “Mekke” isminin insanda uyandırdığı manevî duygularla devletler hukukunun gerçeklerini birbirinden ayırmak gerekiyor.

Çünkü Mekke'nin adı büyük; fakat anlaşmanın konusu esas itibarıyla savunma ve güvenliktir.

Ve belki de asıl mesele tam burada başlıyor.

---

ÜÇ ÜLKE, ÜÇ FARKLI GÜÇ

Anlaşmanın tarafları olan Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan, İslâm dünyasının farklı bölgelerinde bulunan ve farklı stratejik imkânlara sahip üç önemli devlet.

Türkiye; askerî kapasitesi, savunma sanayii, jeopolitik konumu ve NATO üyeliğiyle öne çıkıyor.

Suudi Arabistan; ekonomik gücü, Körfez'deki konumu ve Mekke ile Medine'ye ev sahipliği yapması bakımından ayrı bir ağırlık taşıyor.

Pakistan ise askerî tecrübesi ve nükleer caydırıcılığıyla bölgesel güvenlik denkleminde önemli bir yere sahip.

Dolayısıyla bu üç ülkenin aynı savunma çerçevesinde buluşması yalnızca üç başkentin ilişkileri açısından değil, Ortadoğu, Güney Asya ve daha geniş İslâm coğrafyasının güvenlik dengeleri açısından da dikkat çekici bir gelişmedir.

Ancak burada bir yanlış okumadan özellikle kaçınmak gerekir:

Bu anlaşmayı doğrudan “yeni bir NATO” olarak tanımlamak doğru değildir.

Uzmanlar da anlaşmanın NATO benzeri bütünleşmiş bir askerî ittifak olarak görülmemesi gerektiğine dikkat çekmektedir.

---

“BİRİMİZE SALDIRI, HEPİMİZE SALDIRIDIR”

Anlaşmanın en dikkat çekici noktalarından biri, taraflardan herhangi birine yönelik silahlı saldırının bütün taraflara yapılmış saldırı olarak kabul edilmesi anlayışıdır.

Bu madde, anlaşmanın kolektif savunma mantığını ortaya koyuyor.

Fakat yine burada ince bir çizgi var.

Bu ifade, “üç ülke artık her savaşta birlikte hareket edecek” şeklinde anlaşılmamalıdır.

Aksine, tarafların açıklamalarında anlaşmanın savunma amaçlı olduğu, herhangi bir ülkeyi hedef almadığı ve mevcut ikili veya çok taraflı anlaşmaların yerine geçmediği özellikle vurgulanmıştır. Pakistan Dışişleri Bakanı İshak Dar da anlaşmanın Birleşmiş Milletler Şartı'nın 51. maddesinde yer alan bireysel ve kolektif meşru müdafaa hakkıyla uyumlu olduğunu belirtmiştir.

Bu ayrıntı küçümsenecek bir ayrıntı değildir.

Çünkü uluslararası siyasette bir anlaşmanın ne söylediği kadar ne söylemediği de önemlidir.

---

MEKKE İSMİ ÜZERİNE DÜŞÜNMEK

Belki de bu anlaşmanın en fazla üzerinde durulması gereken taraflarından biri de ismidir.

Mekke.

Bu isim, Müslümanların gönlünde sıradan bir coğrafya adı değildir.

Mekke; Hz. İbrahim'in (a.s.) duasını, Kâbe'yi, tevhidi, hac ibadetini ve ümmet fikrini hatırlatır.

Kur'ân-ı Kerîm'de Allah Teâlâ şöyle buyurur:

«“Şüphesiz insanların ibadet için kurduğu ilk ev, Mekke'deki mübarek ve âlemlere hidayet kaynağı olan evdir.”»

(Âl-i İmrân, 3/96)

Bu sebeple Mekke'nin adının bir devletlerarası anlaşmaya verilmesi, Müslümanların zihninde doğal olarak daha büyük anlamlar meydana getiriyor.

Fakat burada şu hassasiyeti korumak gerekir:

Bir anlaşmanın Mekke'de imzalanması veya “Mekke Anlaşması” olarak adlandırılması, onu dinî bir metne dönüştürmez.

Bu, bir devletlerarası savunma anlaşmasıdır.

Onu İslâm'ın doğrudan emri, ümmetin tamamını bağlayan dinî bir ahit veya yeni bir siyasî birlik olarak görmek doğru olmaz.

Fakat aynı zamanda Mekke'nin taşıdığı barış, emniyet ve kardeşlik sembolizmini de görmezden gelmek mümkün değildir.

---

GÜÇ SADECE SİLAHLA ÖLÇÜLMEZ

Bugün dünyanın birçok yerinde güvenlik denildiğinde akla ilk gelen şey asker, füze, savaş uçağı ve savunma bütçeleridir.

Bunların elbette bir karşılığı vardır.

Fakat İslâm'ın güvenlik anlayışı yalnızca maddî güç üzerine kurulmaz.

Kur'ân bize şöyle seslenir:

“Hep birlikte Allah'ın ipine sımsıkı sarılın ve ayrılığa düşmeyin.”

(Âl-i İmrân, 3/103)

Bu ayeti bir devletlerarası savunma anlaşmasının maddesi gibi okumak doğru değildir.

Fakat ümmet perspektifinden baktığımızda çok önemli bir hakikati hatırlatır:

Birlik, yalnızca aynı düşmana karşı birleşmek değildir.

Birlik; birbirinin hukukunu gözetmek, adaleti korumak, mazlumun yanında durmak, kardeşliği siyasî hesapların üzerine çıkarabilmek ve farklılıkları fitneye dönüştürmemektir.

İşte Mekke Anlaşması'nın gerçek anlamı da ancak bu daha geniş perspektifle değerlendirildiğinde ortaya çıkabilir.

---

ASIL İMTİHAN İMZADAN SONRA BAŞLIYOR

Bir anlaşmayı imzalamak kolaydır.

Asıl mesele, o anlaşmanın ruhunu koruyabilmektir.

Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan'ın güvenlik alanındaki iş birliğinin kalıcı bir zemine oturması; sadece askerî tatbikatlarla veya savunma sanayii projeleriyle değil, diplomasi, ekonomi, teknoloji, eğitim, insani yardım ve bölgesel barış alanlarında da karşılıklı güven oluşturabilmelerine bağlıdır.

Çünkü İslâm dünyasının bugün en fazla ihtiyaç duyduğu şeylerden biri, birbirini yalnızca kriz zamanlarında hatırlayan devletler değil; barış zamanında da birlikte çalışabilen devletlerdir.

Üstelik anlaşmanın başka ülkelere açık olabileceğinin ifade edilmesi de dikkat çekicidir. Pakistan tarafı, ortak ilkeleri benimseyen ve sorunların barışçıl yollarla çözümünü kabul eden başka ülkelerin de sürece katılabileceğini belirtmiştir.

Bu, anlaşmanın gelecekte nasıl şekilleneceği açısından önemli bir ayrıntıdır.

---

FAKAT BİR TEHLİKE VAR: MEKKE'Yİ BLOKLAŞMANIN SEMBOLÜNE DÖNÜŞTÜRMEK

Bence üzerinde en fazla durulması gereken nokta burasıdır.

Mekke'nin adı bir kutuplaşmanın sembolü olmamalıdır.

Eğer Mekke; “bizim tarafımız” ile “karşımızdaki taraf” arasında bir siyasi sınırın sembolü hâline getirilirse, bu şehrin insanlığın vicdanında taşıdığı evrensel anlam küçülür.

Mekke, Müslümanları birbirine karşı konumlandıran değil, aynı kıblede buluşturan bir şehirdir.

Kâbe'nin etrafında renkler, milletler, diller ve coğrafyalar kaybolur.

Zengin ile fakir aynı safta durur.

Devlet başkanı ile sıradan insan aynı kıbleye yönelir.

İşte Mekke'nin bize öğrettiği en büyük derslerden biri budur:

Güç, kardeşliği ezmek için değil; kardeşliği korumak için kullanılmalıdır.

---

TÜRKİYE'NİN KONUMU

Türkiye açısından bakıldığında bu anlaşma, Ankara'nın bölgesel güvenlik meselelerinde daha etkin bir rol üstlenme arayışının da parçası olarak okunabilir.

Nitekim anlaşmanın nihai hâle gelmesinden önce Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan arasında yaklaşık bir yıl süren görüşmelerin bulunduğu ve üçlü savunma anlaşması üzerinde çalışıldığı kamuoyuna yansımıştı.

Dolayısıyla 7 Ağustos'taki imza, bir gecede ortaya çıkmış bir gelişme değildir.

Arkasında diplomatik temaslar, güvenlik değerlendirmeleri ve bölgesel gelişmeler bulunmaktadır.

Bu nedenle anlaşmayı yalnızca “üç Müslüman ülke birleşti” cümlesine indirgemek eksik kalır.

Aynı şekilde onu sadece askerî bir pakt olarak görmek de meselenin tamamını açıklamaz.

---

SON SÖZ: MEKKE'NİN MESAJI

Belki de bugün bize düşen, bu anlaşmayı alkışlamak veya eleştirmekten önce doğru okumaktır.

Çünkü uluslararası ilişkilerde devletlerin dostlukları kadar menfaatleri de vardır.

Fakat Müslümanların gönlünde Mekke'nin anlamı, siyasî hesapların çok daha ötesindedir.

Bu nedenle temennimiz şudur:

Mekke'nin adı savaşla değil, barışla anılsın.

Mekke'nin adı ayrılıkla değil, birlikle hatırlansın.

Mekke'nin adı güç gösterisiyle değil, adaletle özdeşleşsin.

Ve bu anlaşma gerçekten savunma amaçlıysa, en büyük başarısı hiç savaşılmayan bir geleceğe katkı sunması olsun.

Çünkü gerçek güç, her zaman savaşabilmek değildir.

Bazen gerçek güç, savaşı engelleyebilmektir.

Mekke bize bunu öğretir.

Kâbe'nin etrafında milyonlarca insanın aynı anda aynı yöne dönmesi, insanlığın önüne sessiz fakat muazzam bir hakikat koyar:

Aynı kıbleye yönelen gönüller, birbirini düşman görmekten vazgeçtiğinde ümmet yeniden nefes almaya başlayacaktır.

Mekke'de atılan bir imzanın en büyük anlamı da belki budur:

Güç, kardeşliğin hizmetine girdiği zaman kıymetlidir.

---

Kaynakça

1. Associated Press (AP), “Pakistan says new defense pact with Saudi and Turkey is ‘purely defensive’ and open to others”, 9 Ağustos 2026.
2. Reuters, Türkiye–Pakistan–Suudi Arabistan üçlü savunma anlaşmasına ilişkin görüşmeler ve taslak süreci, Ocak 2026.
3. Kur’ân-ı Kerîm, Âl-i İmrân, 3/96 ve 3/103.
4. Kur’ân-ı Kerîm, el-Fetih sûresi, 48/1.
5. TDV İslâm Ansiklopedisi, “Hudeybiye Antlaşması” maddesi. Hudeybiye'nin barış, güvenlik ve siyasî tanınma bakımından İslâm tarihindeki yeri için.
6. TDV İslâm Ansiklopedisi, “Sulh” maddesi. Hz. Peygamber dönemindeki sulh ve antlaşma uygulamaları için.

Erkan Can Akan
Aile Danışmanı & Manevî Danışman

Yazarın Diğer Yazıları