Hz. Ali’ye nispet edilen bir sözün ışığında, gönle ve vicdana dair…
Bazen insanın en büyük imtihanı, kötülük yapmak değil; iyilik yaptığı hâlde kötülükle karşılaşınca iyiliğinden vazgeçmemektir.
Hz. Ali’ye (r.a.) nispet edilen “İyiler düşmansız olmaz” sözü, insanın hakikat yolculuğunda karşılaşabileceği çetin imtihanları düşündürür. Çünkü iyilik, her zaman alkışla karşılanmaz; doğruluk, her zaman takdir görmez; samimiyet, her zaman anlaşılmaz.
İnsan bazen yalnızca doğru bildiğini söylediği için dışlanır. Bazen bir mazlumun yanında durduğu için suçlanır. Bazen de kimsenin incinmesini istemediği hâlde, en çok kendisi incinir.
Peki, neden?
Çünkü herkes hakikati duymaya hazır değildir. Herkes kendisine ayna tutulmasını istemez. Kimi, hatasını gösterene teşekkür ederken kimi, hatasını göstereni düşman bellemiştir. Kimi bir insanın yükselişine sevinirken kimi onun bir adım ilerlemesinden bile rahatsızlık duyar.
Fakat burada unutulmaması gereken bir hakikat vardır: Bir insanın düşmanlarının bulunması, onun mutlaka haklı olduğunu göstermez. Asıl mesele, insanın kiminle mücadele ettiği kadar, bu mücadele sırasında nasıl bir ahlak taşıdığıdır.
Hakikat yolunun dikenleri
Gel, biraz gönül sofrasında oturalım. Önümüze dünya malını değil, hayatın bize öğrettiği hakikatleri koyalım.
Bu sofrada bir dilim sabır, bir tutam merhamet, bir kâse tefekkür bulunsun. Baş köşeye de Hz. Ali’nin (r.a.) ilim, cesaret ve adaletle anılan hayatından çıkaracağımız dersleri yerleştirelim.
Hz. Ali, İslam tarihinin en önemli şahsiyetlerinden biridir. Onun hayatı, yalnızca cesaretin değil; adaletin, ilmin, sorumluluğun ve zor zamanlarda doğruyu aramanın da üzerinde düşünmemiz gereken örneklerini barındırır.
Hakikatin yanında durmak bazen bedel ödemeyi gerektirir. Fakat bedel ödemek, insanı kendiliğinden haklı kılmaz. İnsanı değerli kılan; niyetinin samimiyeti, davranışlarının adaleti ve gücünü kullanırken vicdanını koruyabilmesidir.
Bir insan düşünün…
Kimsenin görmediği yerde bir yetimin başını okşuyor. Bir garibin sofrasına ekmek bırakıyor. Kırılmış bir gönlü onarmaya çalışıyor. İnsanların kusurlarını örtüyor, dertlerini dinliyor, elinden geldiğince faydalı olmaya gayret ediyor.
Sonra bir gün, iyilik yaptığı insanlardan biri onun hakkında kötü konuşuyor. Bir diğeri emeğini görmezden geliyor. Bir başkası da samimiyetini yanlış yorumluyor.
İşte tam o anda insanın içinde iki ses yükseliyor:
Biri, “Artık kimseye iyilik yapma!” diyor.
Diğeri ise, “Sen iyiliği insanların karşılığı için mi yaptın?” diye soruyor.
Gönül terbiyesi, ikinci sorunun üzerinde durabilmektir.
Çünkü iyiliği insanların alkışına bağlayan kişi, alkış kesildiğinde iyiliğini de bırakabilir. Fakat iyiliği Allah rızası için yapan insan, insanların vefasızlığından ders çıkarır; yine de merhametini bütünüyle kaybetmez.
Her gönülde yer bulamayız
Kıymetli gönül dostum…
Hayatın en zor derslerinden biri, herkes tarafından sevilmenin mümkün olmadığını kabul etmektir.
Ne kadar güzel konuşursan konuş, birileri sözlerinden rahatsız olabilir. Ne kadar samimi davranırsan davran, birileri niyetini yanlış anlayabilir. Ne kadar faydalı olmaya çalışırsan çalış, birileri senin varlığını kendisine karşı bir tehdit gibi görebilir.
Bununla birlikte her eleştiriyi düşmanlık, her uyarıyı kıskançlık, her anlaşmazlığı kötülük olarak yorumlamak da doğru değildir. Bazen bizi eleştiren insan, göremediğimiz bir kusurumuzu gösterir. Bazen de en sevmediğimiz söz, kendimizle yüzleşmemize vesile olur.
Öyleyse insan, düşman aramaktan önce kendi nefsini sorgulamalıdır.
“Ben gerçekten doğru olanı mı savunuyorum, yoksa kendi gururumu mu koruyorum? Bir insanı haksız yere incittim mi? Haklı olduğumu düşünürken adaletten uzaklaştım mı?”
Bu soruları sorabilen insan, kendisini geliştirmeye devam eder.
Unutmayalım ki tevazu, hakikatten vazgeçmek değildir. Tevazu, haklı olduğumuzda bile kendimizi kusursuz görmemektir.
İyilik yap, fakat hikmetini de kuşan
İyi insan olmak, herkese sınırsızca güvenmek değildir. Merhametli olmak, kendini sürekli incitilmeye açık bırakmak da değildir.
Bazen iyilik, bir insanın elinden tutmaktır. Bazen onun yanlışına engel olmaktır. Bazen de daha fazla zarar görmemek için mesafeni korumaktır.
İnsan, kendisine yapılan haksızlığa karşı hakkını arayabilir. Yanlış karşısında sözünü söyleyebilir. Gerektiğinde bir ilişkiye son verebilir. Bunların hiçbiri, tek başına, insanın merhametini kaybettiği anlamına gelmez.
Asıl mesele, hak ararken haksızlığa düşmemektir.
Kur’ân-ı Kerîm’de Rabbimiz şöyle buyurur:
“İyilikle kötülük bir olmaz. Sen kötülüğü en güzel olan davranışla sav; o zaman bir de göreceksin ki seninle aranızda düşmanlık bulunan kimse candan bir dost gibi olacaktır.”
(Fussilet Sûresi, 34. âyet)
Bu ayet, bize ahlakın en ince ölçülerinden birini öğretir. Kötülükle karşılaşınca kötülüğe dönüşmemek, öfkenin karşısında vicdanı korumak ve mümkün olduğunda kötülüğü iyilikle karşılamak…
Elbette her düşmanlığın dostluğa dönüşeceği garanti değildir. Ancak insan, başkasının davranışları yüzünden kendi ahlakını terk etmemeyi seçebilir.
İşte asıl güç budur.
Sana kötülük edene benzememek, sana haksızlık edene karşı adaleti elden bırakmamak, seni inciten birinin ardından bütün insanlara kapılarını kapatmamak…
Bunlar, insanın kendi gönlünü korumak için verdiği sessiz mücadelelerdir.
Son söz: Gönlünü karartma
Belki sen de hayatında iyilik yaptığın hâlde karşılığında vefasızlık gördün. Belki en çok güvendiğin insanın sözü seni yaraladı. Belki kimseye anlatamadığın kırgınlıkları gecenin sessizliğinde kendi içinde taşıdın.
Ama ne olur, bir insanın kötülüğü yüzünden kendi güzelliğinden vazgeçme.
Birinin nankörlüğü seni cimrileştirmesin. Birinin ihaneti seni herkese şüpheyle yaklaşan bir insana dönüştürmesin. Birinin haksızlığı, senin adalet duygunu elinden almasın.
Dersini al, sınırını çiz, gerekirse yolunu ayır; ama kalbini kinle doldurma.
Hz. Ali’ye nispet edilen “İyiler düşmansız olmaz” sözü üzerinde düşünürken, düşmanlarımızın sayısını değil, karakterimizin sağlamlığını konuşalım. Çünkü mesele, herkesin bizi sevmesini sağlamak değil; sevilsin veya sevilmesin, doğru bildiğimiz değerleri adalet ve hikmetle yaşayabilmektir.
Ve unutma: İyilik, insanların sana borçlu kalmasını sağlamak için değil, senin insanlığını güzelleştirmek için yapılır.
Allah bizi iyilik yaptığında karşılık beklemeyen, haksızlığa uğradığında adaletten ayrılmayan, eleştirildiğinde nefsini sorgulayan ve düşmanlık gördüğünde ahlakını kaybetmeyen kullarından eylesin.
Âmin.
Gönül soframızdan bugünlük bu kadar…
Erkan Can Akan
Aile Danışmanı • Yazar
Kaynakça
Kur’ân-ı Kerîm, Fussilet Sûresi, 34-35. âyetler.
Kur’ân-ı Kerîm, Âl-i İmrân Sûresi, 134. âyet.