Erkan Akan

BİR GÖNÜLDE İKİ MUHABBET

Erkan Akan

Hz. Muhammed ﷺ ve Hz. Ali (r.a.)

Bazı sevgiler vardır; anlatmaya kelimeler yetmez.

Bir bakışa sığar, bir duaya karışır, bir gecenin sessizliğinde insanın kalbine dokunur.

Hz. Muhammed Mustafa ﷺ ile Hz. Ali’nin (r.a.) arasındaki muhabbet de böyledir.

Bu, sıradan bir sevgi değildi.

Bir peygamberin amcasının oğluna, damadına ve yakınındaki seçkin sahabîlerinden birine duyduğu sevgi; Hz. Ali’nin ise Allah Resûlü’ne duyduğu derin bağlılık, sadakat ve teslimiyetti.

Hz. Ali daha çocuk yaşta Resûlullah’ın terbiyesiyle büyüdü. Mekke’nin zor günlerinde onun yanında oldu. Hicret gecesinde, canını ortaya koyarak Resûlullah’ın yatağına yattı. Sonra Medine’de onunla omuz omuza yürüdü.

Ve Resûlullah ﷺ, Hz. Ali’nin gönlündeki yeri sözleriyle de ifade etti.

Bir gün şöyle buyurduğu rivayet edilir:

“Ali bendendir, ben de Ali’denim.”
(Tirmizî, Menâkıb, 3719)

Bu cümle üzerinde insan biraz durmalı...

“Ali bendendir.”

Yani yakınlık...

Muhabbet...

Akrabalığın da ötesinde bir gönül beraberliği...

Hz. Ali’nin hayatına baktığımızda bu sözün yalnızca bir cümle olmadığını görürüz. Çünkü Ali (r.a.), Resûlullah’ın yanında yalnızca adı geçen bir sahabî değildi; onunla aynı davanın yükünü taşıyan, zor günlerde yanında duran bir yol arkadaşıydı.

Bir sancak ve bir sevgi

Hayber günü...

Resûlullah ﷺ:

“Yarın sancağı öyle bir kimseye vereceğim ki Allah ve Resûlü’nü sever; Allah ve Resûlü de onu sever.” buyurdu.

Ertesi gün Hz. Ali çağrıldı ve sancak ona verildi. Resûlullah ﷺ onun gözlerindeki rahatsızlık için dua etti ve ardından sancağı ona teslim etti. Bu olay Sahih Müslim’de de rivayet edilmiştir.

Burada dikkat çekici olan yalnızca sancağın Hz. Ali’ye verilmesi değildir.

Asıl güzel olan şudur:

“Allah ve Resûlü onu sever.”

Bir insan için bundan daha güzel hangi övgü olabilir?

Ne mal...

Ne makam...

Ne şöhret...

Bir insanın adının, Allah ve Resûlü’nün sevgisiyle anılması...

İşte Hz. Ali’nin hayatındaki güzelliklerden biri de budur.

«**Bir sancak vardı Hayber'de,
Bir el uzandı göklere...
Ali'nin elinde yürüdü hak,
Muhammed'in duasıyla...

Ne zafer yalnızca kılıçtaydı,
Ne cesaret yalnız bilekte...
Bir gönül vardı Resûl'e bağlı,
Bir sevda vardı hakikatte.**»

“Sen bendensin, ben de sendenim...”

Hz. Ali’nin Resûlullah’a olan yakınlığını anlatan rivayetlerden biri de şu ifadedir:

“Ali bendendir, ben de Ali’denim.”

Bu rivayet Tirmizî’de yer almakta ve hadis kaynaklarında Hz. Ali’nin faziletleri bağlamında aktarılmaktadır.

Fakat burada bir noktaya dikkat etmek gerekir:

Bu sevgiyi, sahabîler arasındaki sevgiyi küçümseyerek veya birbirine karşı konumlandırarak okumak doğru değildir.

Hz. Ali’yi sevmek, Resûlullah’ı sevmekten ayrı değildir.

Resûlullah’ı sevmek de Ehl-i Beyt’ine muhabbetten uzak değildir.

Çünkü İslam'ın güzelliği, sevgileri yarıştırmakta değil; sevgileri doğru yerde buluşturmaktadır.

Bir gece, bir yatak ve büyük bir sadakat

Hicret gecesini düşünelim...

Resûlullah ﷺ Mekke’den ayrılacaktı.

Müşrikler evin etrafını sarmıştı.

Ve Hz. Ali...

Henüz genç yaşta...

Resûlullah’ın yatağına yattı.

Kendisini bekleyen tehlikeyi biliyordu.

Ama sevdiği insanın emanetini korumayı kendi canından daha önemli gördü.

Bu, yalnızca cesaret değildi.

Bu, sadakatti.

Bu, muhabbete dönüşmüş imandı.

«**Bir yatak vardı o gece,
Üzerinde Ali yatıyordu.
Ölüm kapıda beklerken,
Gönlünde Resûlullah yatıyordu.

Korku vardı belki sokaklarda,
Ama Ali'nin kalbinde yoktu.
Çünkü seven bilir:
Sevdiğinin emaneti,
Bazen insanın kendi canından daha kıymetlidir.**»

Muhabbetin en güzel tarafı

Hz. Ali’nin sevgisi, sadece sözde değildi.

Resûlullah’ın sevgisi de yalnızca övgüden ibaret değildi.

Bu sevgi;

sorumluluktu,

sadakatti,

fedakârlıktı,

dua idi.

Hayber günü Hz. Ali’ye verilen görevde bile Resûlullah’ın yaklaşımı dikkat çekicidir. Ona yalnızca mücadeleyi değil, insanları İslam’a davet etmeyi ve bir insanın hidayetine vesile olmanın büyük değerini öğretmiştir.

Demek ki gerçek muhabbet, insanı yalnızca heyecanlandırmaz.

Olgunlaştırır.

Sevdiğine benzetir.

Onun ahlakından pay almaya götürür.

İşte Resûlullah sevgisinin Hz. Ali’deki karşılığı da böyleydi.

«**Ali'nin gönlünde bir isim vardı: Muhammed.
Muhammed'in duasında bir isim vardı: Ali.
Biri ümmetin rahmetiydi,
Diğeri o rahmetin sadık yol arkadaşı.

Biri “Ümmetim” diye ağladı gecelerde,
Biri onun davası için yürüdü gündüzlerde.
Aralarında kan bağı vardı elbet;
Fakat asıl bağ,
Muhabbet ve sadakatti gönüllerde.**»

Bugün bize düşen nedir?

Bugün Hz. Muhammed ﷺ ile Hz. Ali’yi konuşurken yalnızca geçmişi anlatmak yetmez.

Kendimize de sormalıyız:

Biz kimi seviyoruz?

Sevdiğimizi söylüyorsak onun ahlakından ne kadar taşıyoruz?

Resûlullah’ı seviyorsak merhametimiz nerede?

Hz. Ali’yi seviyorsak adaletimiz nerede?

Ehl-i Beyt’i seviyorsak dilimizde edep, hayatımızda sadakat nerede?

Çünkü gerçek sevgi, yalnızca dilde güzel cümleler kurmak değildir.

Gerçek sevgi, sevdiğinin yolunda güzel bir insan olabilmektir.

Hz. Ali’nin hayatı bize cesareti,

Resûlullah’ın hayatı bize rahmeti,

ikisi arasındaki muhabbet ise sadakati öğretir.

Ve belki de insanın ihtiyacı tam olarak budur:

Sevdiğini söylemekten önce,

sevdiği gibi yaşamaya çalışmak.

«**Ya Resûlallah ﷺ,
Seni seven gönüller çoğalsın...
Ya Ali (r.a.),
Senin sadakatinden bize de bir pay düşsün...

Muhabbetimiz sözde kalmasın,
Salâtımız dilde kalmasın,
Ehl-i Beyt sevgimiz kalbimizden taşsın,
Ahlakımıza, merhametimize, kardeşliğimize yansısın.

Bir gönülde Muhammed sevgisi,
Bir gönülde Ali muhabbeti,
Ve ikisinin üzerinde
Allah'ın rızası olsun...**»

Son söz

Hz. Muhammed ﷺ ile Hz. Ali’nin muhabbetini anlatmak, aslında bir sevgi hikâyesini anlatmak değildir.

Bir sadakat hikâyesini anlatmaktır.

Bir peygamberin yakınındaki genç Ali'yi nasıl yetiştirdiğini; Ali’nin de ömrünü Resûlullah’ın davasına nasıl adadığını anlamaya çalışmaktır.

Ne güzel bir yakınlık...

Ne güzel bir sadakat...

Ne güzel bir muhabbet...

Allah bizlere Resûlullah ﷺ sevgisini hakiki bir sevgi olarak yaşamayı, Hz. Ali’nin (r.a.) sadakatinden ve cesaretinden nasiplenmeyi, Ehl-i Beyt’e muhabbetimizi güzel ahlakla göstermeyi nasip eylesin.

Allahümme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed.

Erkan Can Akan
Aile Danışmanı – Yazar

Yazarın Diğer Yazıları