Erkan Akan

Kur'ân Nasıl Dinlenir?

Erkan Akan

«"İ'lem eyyühe'l-aziz! Kur'an-ı Kerîm okunurken istimaında bulunduğun zaman muhtelif şekillerde dinleyebilirsin..."

Risale-i Nur - Mesnevî-i Nuriye, s.140»

Kur'ân'ı Dinlemek Sadece İşitmek Değildir

Günümüzde Kur'ân-ı Kerîm çoğu zaman kulaklarımızın duyduğu bir ses hâline gelmiştir. Evlerimizde, camilerimizde, araçlarımızda ve telefonlarımızda Kur'ân okunmakta; ancak çoğu zaman onu gerçek manada dinleyememekteyiz. Hâlbuki Kur'ân, sadece işitilmek için değil; kalbe, ruha ve vicdana nüfuz etmesi için okunur.

Cenâb-ı Hak şöyle buyurur:

"Kur'ân okunduğu zaman onu dinleyin ve susun ki size merhamet edilsin."
(A'râf Suresi, 204)

Bu ilahî emir, Kur'ân karşısında nasıl bir edeple bulunmamız gerektiğini göstermektedir. Çünkü Kur'ân, herhangi bir kitap değildir. O, ezelî ve ebedî olan Allah'ın kelâmıdır.

Birinci Makam: Resûlullah'tan Dinlemek

Bediüzzaman Said Nursî Hazretleri, Kur'ân dinlerken ilk olarak bizi Asr-ı Saadet'e götürmektedir.

Hayalen ve kalben, Resûl-i Ekrem Efendimiz'in (sav) nübüvvet kürsüsünde insanlığa Kur'ân'ı tebliğ ettiği zamana gitmemizi tavsiye etmektedir.

Düşünün...

Mekke'nin sıcak kumlarında veya Medine'nin mübarek sokaklarında bulunuyorsunuz. Allah Resûlü (sav) vahyi yeni almış ve mübarek dudaklarından ilahî kelam dökülüyor.

"Ey insanlar!"

Hitap size geliyor.

Kur'ân'ı böyle dinleyen kişi, sanki âyetleri doğrudan Fahr-i Kâinat Efendimiz'in (sav) mübarek ağzından işitiyor gibi bir huzur hisseder. Kalbi daha çok açılır, ruhu daha fazla feyiz alır.

İkinci Makam: Cebrâil ile Resûlullah Arasında

Kur'ân dinlemenin ikinci mertebesi daha da yüksektir.

Bediüzzaman Hazretleri, Cebrâil Aleyhisselâm'ın vahyi Peygamber Efendimiz'e (sav) getirdiği o mukaddes anı hayalen seyretmeyi tavsiye eder.

Bir tarafta emîn melek Cebrâil (as)...

Diğer tarafta Habîbullah Muhammed Mustafa (sav)...

Gökyüzünden gelen ilahî mesaj, insanlığa ulaştırılmak üzere kalbe nakşediliyor.

Kur'ân okunurken bu tebliğ ve tebellüğ hâlini düşünmek, insanın kalbinde vahyin azametini hissettirir. Böylece okunan âyetler sıradan bir ses olmaktan çıkar; ilahî bir hitap hâline gelir.

Üçüncü Makam: Ezelî Kelâmı Dinlemek

Risale-i Nur'da zikredilen üçüncü makam ise insanın hayal ve kalbini zirveye çıkaran bir tefekkürdür.

Kab-ı Kavseyn makamında, yetmiş bin perde arkasında Mütekellim-i Ezelî olan Cenâb-ı Hakk'ın Habîbine hitabını dinler gibi olmak...

Bu makamda artık insan, sadece okuyucunun sesine değil, o sesin taşıdığı ilahî manaya yönelir.

Kur'ân'ın her harfinde Rabbinin hitabını işitmeye çalışır.

Her emir kendisine verilmiş gibi...

Her yasak kendisine yapılmış gibi...

Her müjde kendisine sunulmuş gibi...

Her ikaz kendi nefsine yöneltilmiş gibi...

Dinler.

İşte hakikî istimâ budur.

Kur'ân Dinlerken Kalbimiz Nerede?

Bugün Kur'ân okunurken çoğu zaman gözümüz başka yerde, zihnimiz başka yerde, gönlümüz başka yerdedir. Oysa Kur'ân dinlemek, bütün varlığımızla Allah'ın kelâmına yönelmektir.

Kur'ân dinlerken;

- Abdestli bulunmaya gayret etmeli,
- Sessiz ve huzurlu bir ortam seçmeli,
- Okunan âyetlerin manalarını öğrenmeye çalışmalı,
- Kendimizi ilahî hitabın muhatabı olarak görmeli,
- Kalbimizi dünyevî meşguliyetlerden uzaklaştırmalıyız.

Kur'ân, sadece sevap kazanmak için değil; hayatımıza yön vermek için indirilmiştir.

Sonuç

Kur'ân'ı güzel bir ses olarak dinlemek güzeldir; fakat onu Allah'ın kelâmı olarak dinlemek çok daha büyüktür.

Resûlullah'tan (sav) dinliyormuş gibi...

Cebrâil'in (as) vahyi getirişine şahit oluyormuş gibi...

Mütekellim-i Ezelî'nin hitabını işitiyormuş gibi...

Kur'ân dinleyen bir mümin, her dinleyişinde yeniden dirilir.

Çünkü Kur'ân, sadece kulaklara değil; kalplere nazil olmaktadır.

Kaynakça

- Kur'ân-ı Kerîm, A'râf Suresi, 204.
- Risale-i Nur, Mesnevî-i Nuriye, s.140.
- Risale-i Nur, Sözler.
- Risale-i Nur, Mektubat.
- Risale-i Nur, Lem'alar.

Erkan Can Akan

"Allah'ım! Kalplerimizi Kur'ân'ın nuruyla dirilt, bizleri Kur'ân'ı hakkıyla dinleyen, anlayan ve yaşayan kullarından eyle. Âmin."

Yazarın Diğer Yazıları