“Ey aziz kişi!
Sana verilen aşk gülünü
Göz yaşınla sula ve onu bir valide'nin evladına olan şefkati gibi sahiplen ve yetiştir onu...
Aşk gülünü göz yaşından başkası besleyemez...”
#CanHoca#
Bazı sözler vardır; insanın kalbine bir iğne gibi batar ama kanatmaz… Sadece hatırlatır. Bu söz de bana hep şunu hatırlatıyor: Aşk, süslü cümlelerle değil; sabırla, emekle ve en çok da gözyaşıyla büyür.
Bize verilen her aşk bir emanettir. Bir insana duyulan muhabbet, bir evlada gösterilen şefkat, bir hakikate adanmışlık… Hepsi birer gül. Fakat biz çoğu zaman o gülü koklamak isteriz; sulamaya gelince yoruluruz. Oysa gül kokusunu değil, kökünü düşünerek yaşar. Kök ise emek ister, sabır ister, fedakârlık ister.
Aşk neden gözyaşı ister?
Çünkü gözyaşı samimiyetin tuzudur. İnsanın içi yanmadan, beklentileri kırılmadan, nefsinin sert kabuğu çatlamadan aşk olgunlaşmaz. Kur’ân’da sabredenlerle beraber olunduğu müjdelenir (Bakara, 153). Sabır ise çoğu zaman sessiz gözyaşıdır.
Ben de kırıldım…
Emek verdiğim yerlerden sessizlik gördüm.
Şefkat sunduğum gönüllerden mesafe hissettim.
Bazen insan en çok kıymet verdiği yerden inciniyor. Ama şunu fark ettim: O kırgınlıklar belki de aşk gülünün toprağını havalandırıyordu. Toprak sertleşirse kök çürür. Kalp de öyle… Biraz acı, biraz sarsıntı, biraz hüzün; belki de içimizdeki merhameti diri tutmak içindi.
Bir valide düşünün… Evladı hastalandığında uykusuz kalır. Yorulur ama vazgeçmez. Kızar ama terk etmez. Çünkü onun sevgisi karşılık üzerine değil, merhamet üzerine kuruludur. Hakiki aşk da böyledir. Hesap yapmaz. Defter tutmaz. Pazarlık bilmez.
Bazen içimde iki ses konuşur.
Biri der ki: “Yoruldun… Bu kadar fedakârlık yeter.”
Diğeri fısıldar: “Eğer bu gülü bırakırsan, sen de solarsın.”
İşte insanın en büyük imtihanı burada başlar. Aşkı korumak mı, nefsini korumak mı? Vazgeçmek kolaydır. Ama vazgeçmek, kalbin susmasıdır. Kalbin susması ise gülün kurumasıdır.
Toplum bize güçlü olmayı, ağlamamayı, duygularımızı saklamayı öğretti. Oysa gözyaşı zayıflık değildir. Gözyaşı, kalbin hâlâ diri olduğunu gösterir. Nitekim Muhammed (s.a.v.)’in de hüzünlendiği ve gözyaşı döktüğü rivayet edilir. Demek ki ağlamak eksiklik değil; merhametin işaretidir.
Belki secdede dökülen bir damla…
Belki kimse görmezken yastığa düşen bir iz…
Belki bir dua arasında titreyen bir ses…
İşte o damlalar, aşk gülünü besler.
Aşk sahip olunan bir şey değil, korunan bir emanettir. Emanet hoyratça taşınmaz. İhmal edilmez. Küçümsenmez. Belki bugün birçok kalp, emaneti bilmediği için yorgun… Belki benim kırgınlığım da buradan. Emanet bilmeyen ellerde nice güller dalında kurudu.
Ama yine de biliyorum ki; her kırık kalp, sabırla taşınırsa daha derin bir merhamete dönüşür. Aşk, en çok kırılan kalplerde derinleşir. Ve gözyaşı, o derinliğin mührüdür.
Ey aziz kişi… Eğer kalbinde bir gül varsa onu terk etme. Sulamaktan yorulma. Kırıldın diye sevginden vazgeçme. Çünkü aşk, çilesi kadar hakikidir.
Ve unutma:
Aşk gülünü gözyaşından başkası besleyemez…
Kaynakça
Kur’ân-ı Kerîm, Bakara Suresi 153.
Riyâzü’s-Sâlihîn, sabır ve gözyaşı ile ilgili hadisler.
Mesnevî, aşk ve çile bahsi.
Risale-i Nur, Lem’alar ve Mektubat’ta sabır ve muhabbet bahisleri.
Gazâlî, İhyâ-u Ulûmi’d-Dîn, muhabbet ve şefkat bölümleri.
Dua
Allah’ım…
Kalbimize verdiğin aşkı heva ile değil, hikmet ile büyütmeyi nasip eyle.
Kırıldığımız yerde katılaştırma bizi…
Gözyaşımızı isyan değil, arınma kıl.
Ya Rab…
Eğer kalbimizde bir gül varsa, onu Sen’in rızanla yaşat.
Sevgimizi emanete sadakat eyle.
Aşkımızı Sen’den ayırma.
Âmin.
Erkan Can Akan