Veysel Fırat

Küresel Düzen Yeniden Şekilleniyor

Veysel Fırat

ABD’nin kendi çıkarlarını korumak için de olsa akılsızca davranıp İsrail’in peşine takılarak İran’a saldırması, ABD’nin ‘’Küresel Güç’’ oluşunu tartışmalı hale getirmiştir. İsrail’e uyarak İran’a saldıran ABD, sonunu başlatmış olabilir. 
İran ile ABD ve İsrail arasında tırmanan gerilim, yalnızca bölgesel bir çatışma değil; küresel güç dengelerinin yeniden şekillendiği bir sürecin yansımasıdır. Bu gelişmeler, uluslararası sistemin kırılganlığını, güç sahiplerinin adaletsizliğini ve iyice zalimleştiğini göstermektedir. Durum böyle olunca ABD’nin küresel politikalarında bağımsız hareket ettiğini söyleyemeyiz.
Gücün zalim ellerde uzun süre durmadığı tarihsel olarak kanıtlıdır. Bu savaş da küresel gücün el değiştireceği bir sürecin başlangıcı olmaktadır. 
Bu savaşın arka planına bakıldığında mesele yalnızca güvenlik ya da nükleer program tartışması değildir. Daha derinde, küresel güç ilişkileri ve çıkar çatışmaları yatmaktadır. İsrail’in saplandığı hem dünyanın hem de kendi başlarına bela olan üstün ırk ve vaat edilmiş topraklar inancı bu savaşın arka bahçesinde vardır. 
Bunun yanında özellikle Ortadoğu söz konusu olduğunda ABD’nin dış politikası İsrail’in stratejik öncelikleriyle büyük ölçüde örtüşmesidir. Bununla birlikte, çeşitli çevrelerde dile getirilen Epstein şantaj ağına düşen ABD’li devlet adamlarının iş başında oluğu iddiaları, savaşın gereksizliğine bakınca gerçek gibi görünüyor.  
Nedenler arsında savaşın ekonomik boyutu da göz ardı edilemez. Enerji kaynakları, özellikle petrol ve doğalgaz, modern dünyanın en kritik güç unsurlarından biridir. ABD’nin Orta Doğu’daki politikalarının önemli bir kısmının, bu kaynaklar üzerindeki kontrolü sağlama hedefiyle ilişkili olduğu uzun süredir tartışılmaktadır. Küresel enerji hatlarını kontrol etmek, aynı zamanda dünya ekonomisi üzerinde belirleyici bir etki kurmak anlamına gelmektedir. ABD, dünya petrol kaynakları nerede varsa orada olmak istiyor ve bu istek doğrultusunda da politika yapıyor. Venezüella’da yakaladığı başarıyı burada da yakalamak istiyor.   
Bu noktada Avrupa’nın tutumu dikkat çekicidir. Her ne kadar Batı ittifakı içinde yer alsalar da, birçok Avrupa ülkesi ABD ve İsrail’in askeri hamlelerine koşulsuz destek vermemekte, daha temkinli ve diplomasi odaklı bir yaklaşım sergilemektedir. Bu durum, küresel sistemde tek kutuplu yapıdan uzaklaşma eğiliminin güçlendiğini göstermektedir. ABD’nin burada başarılı olması dünyanın tek hâkimi ve zalimi olmasının son noktasıdır. Avrupa devletleri bunu gördüğünden olacak ki destek yerine köstek olma yolunu seçtiler. 
Gelinen noktada mesele yalnızca devletlerarası bir güç mücadelesi değildir. Bu süreç, doğrudan dünya barışını ve küresel ekonomiyi etkilemektedir. Sürekli gerilim, savaş riski ve enerji hatları üzerindeki baskı; hem bölge halklarını hem de tüm dünyayı ekonomik ve sosyal açıdan olumsuz etkilemektedir. Dünya kamuoyunda hem ABD’ye hem de İsrail’e karşı nefret git gide büyümektedir.
Bu nedenle artık daha açık bir gerçek ortaya çıkmaktadır: Küresel barışın ve ekonomik istikrarın korunabilmesi için uluslararası toplumun daha güçlü ve kararlı bir duruş sergilemesi gerekmektedir. Tüm dünya, tek taraflı müdahalelere ve çatışmayı derinleştiren politikalara karşı “dur” diyebilmelidir. Çünkü kontrolsüz güç kullanımı yalnızca bir bölgeyi değil, tüm dünyanın barışını ve ekonomik dengesini tehdit etmektedir.
Teknoloji ile hâkimiyet ve sömürünün rahatlıkla yapıldığı bir zamanda savaşların olması ilkelliktir. Tankla, füzeyle, işgalle güç arayan bir anlayış, hem yok edici hem Pahalı hem de vahşidir. Bir teknolojik ürünle milyonlarca kişiyi kendin için çalıştırtılabileceğin gibi zengin yer altı kaynaklarına da zahmetsizce sahip olursun. Bu seçenek varken savaşı tercih etmek anlaşılır değildir. 
Savaş, çağımızda bir çözüm değil; geri kalmışlığın ve hâkim medeniyetlerin insanilik göstergesidir. Hâkim medeniyet olan Batı Medeniyeti’nin insaniliği de gözler önündedir. 
Veysel FIRAT
 

Yazarın Diğer Yazıları