Cemaatler Beka Sorunu Oldu
Veysel Fırat
Din tektir, yol tektir, varılacak nokta tektir. Dinin sahibi Allah, rehberi Hz. Muhammed, adı İslamiyet, mensupları ise Müslümanlardır. İslam'ın temel kaynakları Kur'an ve sünnettir. Müslüman, dinini hayatın doğal akışı içinde yaşar; bunu yaparken Allah'ın rızasını gözetir.
Peki bugün “cemaat” adı altında faaliyet gösteren bazı yapılanmaların durumu nedir?
Gerçek bir dini toplulukta bağlılığın merkezinde çıkar değil, inanç vardır. Para ilişkileri, ticari menfaatler, makam ve güç beklentileri dini bağlılığın önüne geçmemelidir. Bir yapı, dini kullanarak ekonomik veya siyasi güç elde etmeye, insanları kendisine bağımlı hale getirmeye başladıysa burada ciddi bir sorun var demektir.
Üstelik hiçbir cemaat kendisini İslam'ın sahibi gibi görmemelidir. Bugün bazı grupların kendi mensuplarını “hidayete ermiş”, kendilerinden olmayan milyonlarca Müslümanı ise “hidayete muhtaç” görmesi kabul edilebilir değildir. İslam'ın geniş ufkunu dar bir grubun sınırları içine hapsetmek, dine hizmet değil, dini gruba hizmet ettirmektir.
Asıl dikkat edilmesi gereken nokta ise dini yapılanmaların faaliyet alanlarının zamanla genişlemesidir. Eğitim, ticaret, şirketler, medya, bürokrasi ve siyaset... Her alanda örgütlenen, kendi mensuplarını devletin kritik noktalarına yerleştirmeye çalışan ve zamanla kamu gücünü kendi amaçları doğrultusunda kullanmak isteyen bir yapı artık yalnızca dini bir topluluk olarak değerlendirilemez. Artık o bir suç örgütüdür ve dinden çıkmıştır.
Çünkü devletin içinde devlet olmaz.
Devlet kadrolarında liyakat yerine mensubiyetin, hukuk yerine grup sadakatinin, kamu yararı yerine cemaat çıkarının belirleyici hale gelmesi yalnızca bir yönetim problemi değildir. Bu durum, devletin kurumsal yapısını ve toplumsal güveni doğrudan tehdit eder.
Burada önemli olan, suçu dine yüklememektir. İslam adına hareket ettiğini söyleyen bir grubun yanlışları İslam'ın yanlışı değildir. Din ile dini kullanarak güç devşiren yapılanmayı birbirinden ayırmak gerekir. Bir yapının kendisine “cemaat” demesi, onu otomatik olarak meşru veya masum hale getirmez.
Peki çözüm nedir?
Çözüm, dini hayatı ortadan kaldırmak değil; dini istismar edecek yapılara alan bırakmamaktır.
Devlet, vatandaşın doğru ve güvenilir dini bilgiye ulaşabileceği imkânları güçlendirmelidir. Okullardaki din eğitimi, camiler, Kur'an kursları ve ilahiyat fakülteleri bu açıdan önemli kurumlardır. Çocuklarımızın ve gençlerimizin dini bilgiyi kapalı ve denetimsiz yapılardan değil, güvenilir ve şeffaf kaynaklardan edinmesi sağlanmalıdır.
Ancak bunun yanında devletin görevi, insanların inançlarını veya gönüllü olarak bir araya gelmelerini engellemek değildir. Esas mesele, inanç özgürlüğü ile devletin güvenliği ve kamu düzeni arasındaki dengeyi hukuk içinde korumaktır.
Cemaat olabilir, dernek olabilir, vakıf olabilir. İnsanlar inançları doğrultusunda bir araya gelebilir. Fakat hiçbir yapı hukukun üzerinde olamaz. Hiçbir dini oluşum devlet kadrolarını kendi mensuplarıyla doldurmayı bir hak olarak göremez. Hiçbir grup, devleti ele geçirmeyi kendisine hedef olarak koyamaz.
Çünkü devlet hepimizin devletidir.
Din ise hiçbir cemaatin, grubun veya kişinin mülkü değildir.
İslam'ı yaşamak başka, İslam'ı kullanarak güç kazanmak başkadır. Asıl mesele de bu ayrımı doğru yapabilmektir.
Bugün ihtiyaç duyduğumuz şey, daha fazla cemaat yarışı değil; daha fazla samimiyet, daha fazla hukuk, daha fazla liyakat ve daha fazla şeffaflıktır.
Din Allah'ın, devlet milletindir.
İkisinin de bir grubun çıkarına teslim edilmesine izin verilmemelidir.