Veysel Fırat

Fon Hırsızlığının Toplumsal Travması

Veysel Fırat

Halkın önemli bir kesimi AK Parti’ye yalnızca bir siyasi parti olarak bakmadı; ona bir umut olarak yaklaştı. Yolsuzluk yapmayacağına, yapanlara da müsaade etmeyeceğine inandı. Recep Tayyip Erdoğan’ın dürüstlüğüne ve yolsuzlukla mücadele konusundaki söylemlerine güvenerek bu siyasi hareketi 23 yıl başında tuttu. Bu insanlar için mesele yalnızca hizmet değildi. Kamu malının korunması, yolsuzluk yapanın hesap vermesi ve adaletin herkese eşit uygulanması demekti.
Ancak bugün yaşanan gelişmeler, bu güveni boşa çıkardı. 
Muhalefet belediyeleri hakkındaki yolsuzluk iddiaları ve belediye başkanlarına yöneltilen suçlamalar kamuoyunun gündeminden düşmezken ve belediye başkanları bir bir içeri tıkılırken fon hırsızlığı da üstüne gelince vatandaşın dünyasındaki hayal kırıklığı geleceğe olan umudu da kırdı. Çocuklarına bırakacak temiz bir gelecek olmayışından dolayı umutlar kesildi. 
AK Parti iktidarında bakanlık yapmış Fatma Betül Sayan Kaya hakkında fonlarla ilgili gündeme getirilen iddialar da bu açıdan kamuoyunun vicdanında derin yaralar açmıştır. Tuzun koktuğu son noktadır. İddiaların kapsamı ve hukuki sonucu ortaya konulmadan kesin bir suç hükmü vermek doğru değildir. Ancak bu durum, iktidara güven konusunda öyle büyük yaralar açtı ki Sayan ve gibileri 50 yıl yatsa devlete olan güven kolay kolay tesis edilemez. 
Daha açık söyleyelim: Eğer Recep Tayyip Erdoğan’ın toplum nezdindeki güvenilirliği kullanılarak usulsüzlük yapılması, yalnızca Erdoğan’a değil, kamuya da zarar vermiştir. Böyle bir durum, Cumhurbaşkanının adını ve yıllardır savunduğu siyasi değerleri de tartışmaların gölgesinde bırakmıştır.
AK PARTİ’Yİ SAVUNANLAR MAHCUP VE SUS PUS
AK Parti’ye gönül vermiş, yıllarca çevresine bu partiyi savunmuş insanlar bugün kendilerini mahcup hissediyor. Çünkü onlar, savundukları siyasi hareket içinde bir hırsız ya da hırsızların çıkmasını beklemiyorlardı.   
Recep Tayyip Erdoğan’ın kendisine güvenen insanları mahcubiyetten kurtarmasının yolu, iddiaları görmezden gelmek değil, adaletin gereğini yerine getirmektir.
Erdoğan’a gönül verenler, yıllarca savundukları dürüstlük ve adalet ilkelerinin uygulamada da karşılığını görmek istiyor. Beklentileri nettir: İddialar etkili ve şeffaf biçimde soruşturulsun; gerçekler ortaya çıkarılsın; suçluluğu mahkeme kararıyla sabit olanlar cezasını çeksin.
Eğer fonlarla ilgili iddialar kanıtlanır ve sorumlular siyasi nüfuzları sayesinde hesap vermekten kurtulursa, bunun bedelini yalnızca kamu kaynakları değil, siyasete duyulan güven de ödeyecektir.
Erdoğan’ın kendi çevresindeki insanlar hakkında çıkan iddialar karşısında göstereceği tutum, yalnızca siyasi itibarı açısından değil, kendisine yıllardır güvenen insanların inancı açısından da önemlidir.
Çünkü vatana sadakat, yanlışın üzerini örtmek değildir. Asıl sadakat, inanılan değerlerin herkes için geçerli olmasını istemektir.
Vatandaş, belediyede de bakanlıkta da aynı dürüstlüğü ve hesap verebilirliği görmek istiyor. Kamu malına zarar verenlerin siyasi kimlikleri nedeniyle korunmadığına inanmak istiyor.
AK Parti’ye gönül veren insanlar, kendilerini mahcup eden iddiaların aydınlatılmasını ve savundukları değerlerin hayata geçirilmesini bekliyor. 
Vatandaşın adaletten beklentisi açıktır: belediye başkanları nasıl tıkıldıysa fon hırsızları da hapse tıkılıp vatandaşın umutları yeniden filizlendirilmelidir. Hırsızlık yapan kim olursa olsun, siyasi kimliği ve makamı onu hesap vermekten kurtarmamalıdır.
Yolsuzlukla mücadele yalnızca karşı mahalledekiler için mi geçerlidir, yoksa bu mahalle için de mi geçerlidir, vatandaş bilmek istiyor.
Bu sorunun cevabı, yalnızca AK Parti’nin siyasi itibarı için değil, milletin devlete, adalete ve geleceğe duyduğu umut için de belirleyici olacaktır. 
 

Yazarın Diğer Yazıları