Veysel Fırat

Kosova'nın İntikamı: 1. Balkan Savaşı

Veysel Fırat

Tarih bazen yalnızca savaşlardan, antlaşmalardan ve tarihlerden ibaret değildir. Bazı savaşlar vardır ki üzerinden yüzlerce yıl geçse bile toplumların hafızasında yaşamaya devam eder. 1389 Kosova Savaşı da bunlardan biridir.
Özellikle milliyetçi Sırp tarih anlatısında, 1389 Kosova Savaşı ile 1912 Birinci Balkan Savaşı arasında sembolik bir bağ kurulmuştur. 1912'de Sırp ordusunun Kosova'ya yeniden girmesi, bazı milliyetçi anlatılarda “Kosova'nın intikamı” veya 1389'un rövanşı olarak değerlendirilmiştir.
Türklerin Balkanlar'da kalıcı bir güç hâline gelmesi Osmanlılarla birlikte başladı. 1352'de Çimpe Kalesi'nin ele geçirilmesi, Osmanlıların Rumeli'deki kalıcı varlığının başlangıç noktalarından biri oldu. Avrupa devletleri, Osmanlı'nın Balkanlar'daki ilerleyişini durdurmak amacıyla çeşitli ittifaklar kurdu ve Haçlı saldırıları düzenledi. Ancak uzun süre Osmanlı'nın ilerlemesini durduramadılar.1389 I. Kosova Savaşı, bu mücadelenin en önemli dönüm noktalarından biri oldu. Osmanlı üstünlüğü Avrupalılar tarafından istemeye istemeye kabul edildi.
Osmanlı açısından Balkanlar, herhangi bir sınır bölgesi değil devletin kurulduğu yayıldığı merkez idi. Osmanlı Devleti'nin siyasi, ekonomik ve kültürel tarihinde Balkanlar'ın çok önemli bir yeri vardır. Selanik, Üsküp, Manastır, Sofya, Belgrad ve Saraybosna gibi şehirler Osmanlı şehir düzeninin önemli merkezleri hâline geldi.
Yüzyıllar boyunca Müslümanlar, Ortodokslar, Katolikler ve farklı etnik topluluklar Balkanlarda barış içinde yaşadı. Camiler, kiliseler, köprüler, hanlar, hamamlar, medreseler ve çarşılar inşa edildi. Balkan şehirlerinin bugün bile taşıdığı tarihî mirasın önemli bir bölümü bu dönemin izlerini taşımaktadır.
BİRİNCİ BALKAN SAVAŞI: ZULÜMÜN BAŞLANGICI
Osmanlı’nın askeri ve ekonomik yapısı bozulunca Sırp, Yunan, Bulgar, Rumen ve diğer milliyetçi hareketler güç kazandı. Osmanlı hâkimiyeti kayboldukça savaşlar ve zulümler de artmaya başladı. Osmanlıdan bağımsızlığını kazanan bu devletler birleşerek Osmanlıya saldırdılar ve Osmanlı’yı büyük bozguna uğrattılar. Netice devlet olarak balkanlardan çekilmenin başlangıcı olurken, Müslümanlar için de soykırımın başlangıcı oldu. Balkan coğrafyası, Müslümanlar için dramın, soykırımın, gaspın ve işkencenin mekanı olmaktan başka bir şey değildi artık. 
1912-1913 Balkan Savaşları, sadece haritaların değiştiği bir savaş değildir. Türk askerinin çekildiği bölgelerde yüz binlerce insanın öldüğü, yaralandığı ve yerinden edildiği; büyük bir göç dalgasının yaşandığı insanlık suçunun miladıdır. 
Türklerin yaşadığı yerleşim yerleri kuşatılarak insanların kaçmaları engellenip, insan avına çıkan sivil halkla askerler cinsiyet ve yaş ayrımı yapmaksızın köyleri insansızlaştırdılar. Evler yağmalandı, yakıldı yıkıldı. 
Beş yüz yıllık tarihe sahip Türk varlığının yok oluşu, dönemin kaynaklarında farklı tarafların tanıklıklarıyla anlatılmıştır. 
Amerikalı tarihçi Justin Mc Carthy, Osmanlı Müslümanlarının 19. ve 20. yüzyıl başlarındaki ölüm ve göçlerini ele aldığı Death and Exile (Ölüm ve Sürgün) adlı çalışmasında, 1821-1922 döneminde milyonlarca Osmanlı Müslümanının ölüm ve zorunlu göçlerle karşı karşıya kaldığını ileri sürmektedir.
McCarthy'nin rakamları tarihçiler arasında çeşitli yönleriyle tartışılmış olsa da, Balkanlar'dan Anadolu'ya yönelen kitlesel Müslüman göçlerinin ve büyük can kayıplarının boyutu konusunda tarihsel literatürde geniş bir kayıt bulunmaktadır. 
Ancak bu soykırım bilinçli olarak dünya hafızasından silinmek istenmektedir. 
BALKAN SAVAŞI ES GEÇİLİYOR.
Birinci Balkan Savaşı tarihimizin dönüm noktalarından biridir. Türk tarihinde yaşanan en acı olayların sebebidir. Balkanlar da Türklere uygulanan soykırımın ve zulmün başlangıcıdır. Bu nedenle mesele, yalnızca “bir savaş kaybedildi” cümlesiyle anlatmak olayı basite indirgemektir. Balkanlarda Müslümanlara ve İslam medeniyetine yapılan saldırılar İspanyolların Endülüs Emevilerine yaptığı soykırımla aynıdır. 
Balkan Savaşları'nın Türk ve Müslüman siviller açısından ortaya çıkardığı büyük ölüm ve göç tablosu, toplumsal hafızamızda hak ettiği ölçüde yer almamaktadır.
Çocuklarımıza sadece hangi şehrin hangi tarihte kaybedildiğini değil, o şehirlerde yaşayan insanların başına neler geldiğini de anlatmalıyız. Askerlerimizin çekildiği şehirlerde kalan soydaşlarımızın bebekler dahil herkesin öldürüldüğünü, göçe zorlandığını da anlatmalıyız. Çünkü tarih sadece zaferlerin tarihi değildir.
Tarih, kaybedilen vatanların, terk edilen evlerin, yollarda hayatını kaybeden insanların ve geride bırakılan hatıraların da tarihidir.
Bir savaşın üzerinden geçen 523 yıl, toplumların hafızasındaki yaraları silebilir; fakat bazen o yaralar, başka bir dönemde yeniden siyasetin ve milliyetçiliğin parçası hâline gelebilir.
Balkanlar'ın tarihi bize bir şeyi açıkça gösteriyor: Tarih unutulduğunda değil, yanlış ve eksik anlatıldığında da toplumların geleceğini etkiler.
Bu yüzden Balkan Savaşları’nı, kaybettik, diye anlatmaktan vazgeçmeli, milyonlarca insanın yaşadığı göçü, ölümü ve acıyı; Balkanlardan atılışımızı da anlatmalıyız. 
 

Yazarın Diğer Yazıları