Cemal HANİLÇİ

Sevgi neydi Sevgi Emekti

Cemal HANİLÇİ

Yeşilçam’ın o en buğulu, en can acıtan sahnesini hatırlarsınız. 
Asya’nın iki aşk arasında sıkışıp kaldığı, kalbinin sesinin aklının sesine karıştığı o anı… Bir yanda ona tutkuyu, rüzgarı, ilk aşkın o yakıcı heyecanını yaşatan ama fırtınasında da tek başına bırakan İlyas; diğer yanda ona ve çocuğuna sığınak olan, yaralarını sabırla saran, sessizce kol kanat geren Cemşit.
Asya bakar arkasından İlyas’ın. 
Kalbi titrer, gözleri dolar. 
Tam o anda zihninde o ölümsüz soru yankılanır:
Sevgi Neydi? 
Sevgi Emekti...
​"Sevgi neydi? 
Sevgi iyilikti, dostluktu. 
Sevgi en çokta emekti..."
​O çamurlu kamyon kasasının arkasında, yağmur camları döverken Asya’nın gözlerinde donup kalan o bakışı hatırlarsınız. 
İçinde bir yanardağ gibi patlayan o sessiz feryadı… 
Kalbi, adını her duyduğunda göğüs kafesini yırtacak gibi çarpan İlyas’a doğru koşmak ister. 
Çünkü İlyas onun ilk gençliği, ilk heyecanı, tenine dokunan ilk rüzgardır. 
Ama tam o anda, elini tutan küçük bir çocuğun sıcaklığı ve hemen yanı başında duran, ona dünyadaki en güvenli limanı açan Cemşit’in o yorgun ama şefkatli gözleri durdurur onu.
​Asya bakar arkasından İlyas’ın.
İçinden bir parça kopar, o çamurlu yollara serilir. 
Gözlerinden süzülen yaşlar yağmura karışırken, kalbi kırık bir çocuk gibi fısıldar:
​"Sevgi neydi? Sevgi iyilikti, dostluktu. Sevgi emekti..."
​Peki, neydi gerçekten bizi böylesine ortadan ikiye bölen o duygu? 
Gönlümüzün rüzgarlarla savrulduğu uçurumlar mı, yoksa bizi o uçurumun kenarından çekip alan o sessiz, yorgun eller mi?
​Rüzgarın Yakıcılığı ve Ocağın Sıcaklığı
​İlk aşk, hayatımıza ansızın giren o deli fişek gibidir. 
Bizi yakar, yıkar, dünyayı unutturur. İ
lyas, Asya için o yakıcı ateşti. 
Gözlerinin içine baktığında dünyayı durduran, nefesini kesen o fırtınaydı. 
Ama fırtınalar, arkalarında hep enkaz bırakır. İlyas sevdi, evet; ama o sevginin getirdiği yükü omuzlayamadı. 
Zorluğu gördüğünde kaçtı, Asya’yı o koca karanlığın ortasında, kucağında bir bebekle yapayalnız bıraktı.
​Cemşit ise o fırtınadan sonra sığınılan, içi usul usul yanan bir ocaktı.
​Onda tutkunun o şatafatlı alevleri yoktu belki ama hiçbir ayazın söndüremeyeceği derin bir sıcaklık vardı. Asya’nın kırılan umutlarını tek tek topladı Cemşit. Kendi canından olmayan bir çocuğun saçını okşarken parmak uçlarına tüm şefkatini yükledi. 
Sevgi, bir insanı en yaralı, en dökük anında bulup; onun o sızlayan yaralarını incitmeden, sabırla öpebilmekti.
​Tüketirken Eksilen Kalplerimiz;
​Bugün her şeyi çok çabuk tüketiyoruz. Birbirimizin hayatına fırtına gibi girip, ilk rüzgarda arkamıza bakmadan çıkıp gidiyoruz. Telefon ekranlarında kaybolan parmaklarımızla, kalplerimizi de hızla geçiştiriyoruz. Sanki sevmek, sadece o ilk andaki heyecandan ibaretmiş gibi…
​Oysa gerçek bir sevgi, fırtına dindiğinde başlar.
​Emek vermek; onun gözlerindeki o gizli hüzne ortak olmaktır.
​Emek vermek; her şey zorlaştığında, dünya üstünüze üstünüze geldiğinde bile o eli bırakmamaktır.
​Emek vermek; gururunu, öfkeni, "ben"liğini bir kenara bırakıp, "biz" diyebilmenin o sessiz sabrını kuşanmaktır.
​İlyas bize sevilmenin o bencil heyecanını sundu; Cemşit ise sarılmanın, korunmanın, "buradayım, geçecek" demenin o ilahi huzurunu..
Asya’nın seçimi, sadece iki adam arasında bir tercih değildi. 
O, kalbini küle çeviren o deli rüzgarı geride bırakıp; ona can veren, onu yeşerten o toprağı, yani emeği seçti.
​Son Söz: 
Kendi Al Yazmamızı Bulmak
​Hepimizin hayatında bir "İlyas" olmuştur belki. Adı geçtiğinde içimizi hala hafifçe sızlatan, bizi yarım bırakan ama hep o ilk günkü heyecanla hatırladığımız o tatlı sızı...
​Ama ömür dediğimiz bu engebeli yolda bize yoldaş olanlar, o sızıyı dindiren Cemşit"lerdir. Bizi her düştüğümüzde yerden kaldıran, gözyaşımızı kimseler görmeden silen, bize dünyada sığınacak bir ev olduğunu hissettiren o güzel yürekler...
​Hayatımızın al yazmasını kime teslim ettiğimize iyi bakmalı. Çünkü bizi kurtaracak olan, bizi rüzgarda savuranlar değil; o rüzgara karşı bize siper olan, bizim için usul usul eriyen o büyük emeklerdir.
​Çünkü sevgi süslü cümleler, vaatler değil; o vaatlerin arkasında duran o yorgun ama sıcacık ellerdir. 
Sevgi iyilikti, dostluktu. Ve nihayetinde... Sevgi, her şeye rağmen vazgeçmeyen o kutsal emekti.
Sevgi süslü cümleler değil, o cümlelerin arkasında durabilme gücüdür. 
Sevgi iyiliktir, dostluktur. 
Ve evet, en çok da emekti.

Yazarın Diğer Yazıları