M. Said Yalçın

Unutmanın Erdemi ve Adaletin Sınavı Hayatın Kısalığında Bilinçli Seçimler

M. Said Yalçın

Hayatın doğasına dair en sert ama en gerçekçi kabullerden biri şudur: Zaman sınırlıdır ve bu sınırlılık, insanı seçim yapmaya zorlar. “Her durağa uğrayacak kadar uzun değil” ifadesi, aslında modern insanın en büyük yanılgısını yüzümüze vurur. Her şeyi deneyimleme arzusu, herkesi tanıma merakı ve hiçbir ihtimali kaçırmama kaygısı… Oysa bu yaklaşım, çoğu zaman insanı zenginleştirmek yerine yorar, dağıtır ve nihayetinde anlamsız bir kalabalığın içinde yalnız bırakır.

Bu noktada metnin en güçlü önerisi devreye girer: Unutmak. Ancak burada söz konusu olan unutma, basit bir hafıza kaybı değil; bilinçli bir tercihtir. İnsan zihni, yaşanan her olayı ve tanınan her kişiyi taşımaya uygun değildir. Aksine, zihinsel yük arttıkça berraklık azalır. Bu nedenle bazı yolları hiç yürümemiş, bazı insanları hiç tanımamış gibi davranmak; geçmişi silmek değil, kendini yeniden inşa etmektir.

En çarpıcı vurgularından biri ise şu cümlede saklıdır: “Bazılarını yok saymak, onlara kesilen bir ceza değil; kendine sunduğun en büyük ödüldür.” Bu ifade, insan ilişkilerine dair köklü bir bakış açısı sunar. Zararlı, yıpratıcı ya da değersizleştirici ilişkilerden uzaklaşmak; karşı tarafa bir mesaj vermekten çok, kendine bir alan açmaktır.

Tam da bu noktada, hayatın en temel kurumlarından biri olan aileye bakmak gerekir. Çünkü insanın ilk ilişkileri, ilk adalet duygusu ve ilk kırgınlıkları burada şekillenir. Bir annenin evlatları arasında ayrım yapması ise bu bağlamda en derin yaralardan birini açar. Zira anne, çoğu kültürde koşulsuz sevginin ve mutlak adaletin sembolü olarak görülür. Bu sembolün zedelenmesi, bireyin sadece ailesine değil, hayata olan güvenini de sarsar.

Evlatlar arasında yapılan ayrım, çoğu zaman açık bir şekilde ifade edilmez. Küçük ayrıcalıklar, daha fazla ilgi, daha çok hoşgörü ya da tam tersine daha sert eleştiriler… Bunların her biri, zamanla çocukların zihninde bir değer ölçüsüne dönüşür. Bir çocuk kendini “daha az sevilen” olarak konumlandırdığında, bu duygu yetişkinlikte de peşini bırakmaz. Özgüven eksikliği, değersizlik hissi ve sürekli onay arayışı, bu adaletsizliğin uzun vadeli sonuçları arasında yer alır.

İşte burada “unutmak” kavramı yeniden, ama bu kez çok daha hassas bir biçimde karşımıza çıkar. İnsan, kendisini yaralayan en yakın ilişkiler söz konusu olduğunda ne yapmalıdır? Bir anneye karşı kırgınlık unutulabilir mi, yoksa bu bir inkâr mıdır?

Gerçek şu ki, burada unutmak; yaşananı silmek değil, onun üzerindeki duygusal yükü hafifletmektir. Bir annenin yaptığı ayrımı görmezden gelmek değil; bunun seni tanımlamasına izin vermemektir. Çünkü kişi, başkasının adaletsizliğiyle kendi değerini ölçmeye devam ettiği sürece özgürleşemez. Bu noktada “yok saymak”, yine bir ceza değil; bir içsel korunma biçimidir.

Ancak bu, kör bir kopuşu da gerektirmez. Olgunluk, bazen mesafe koyabilmekte; bazen de beklentileri yeniden tanımlayabilmektedir. Her anne kusursuz değildir ve her ebeveyn kendi sınırlılıkları içinde davranır. Fakat bu gerçek, yapılan ayrımın yarattığı etkiyi ortadan kaldırmaz. Bu yüzden bireyin yapması gereken şey, geçmişi olduğu gibi kabul etmek ve kendine yeni bir değer alanı inşa etmektir.

Hayat, gerçekten de her durağa uğrayacak kadar uzun değildir. Bu yüzden insan, sadece yollar arasında değil; duygular, bağlar ve yükler arasında da seçim yapmak zorundadır. Bazen bir yolu yürümemek, bazen bir insanı tanımamış saymak; bazen de en yakınından gelen adaletsizliği kalbinde taşımamayı seçmek… Bunların her biri, bir kayıp değil; bilinçli bir kazanımdır.

İnsanın en büyük sorumluluğu, kendine karşı adil olmaktır. Başkalarının hatalarıyla kendini cezalandırmayı bıraktığında, gerçek özgürlük başlar. Ve belki de en zor ama en gerekli karar şudur: Her şeyi hatırlamak değil, neyi unutacağını bilmektir.

Yorumlar 1
Mustafa Ertan 02 Nisan 2026 02:28

Muhammet Sait Yalçın iki gözüm, gönüldaşım kalemiyle yine derinlikli ve sarsıcı bir metne imza atmış. Hayatın sınırlılığı, bilinçli unutma ve insanın kendine karşı adalet sorumluluğu gibi zor kavramları son derece sade ama etkileyici bir üslupla ele almış. Özellikle “unutmak” kavramını bir kaçış değil, bilinçli bir arınma ve yeniden inşa süreci olarak sunması oldukça kıymetli. Aile içindeki adalet meselesine değinmesi ise yazıya ayrı bir derinlik katmış; birçok insanın iç dünyasında karşılığı olan ama çoğu zaman dile getirilemeyen bir yaraya dokunmuş. Akıcı dili, güçlü tespitleri ve okuyucuyu düşündüren yaklaşımıyla bu yazı, sadece okunup geçilecek değil, üzerinde durulup hissedilecek bir metin olmuş. Kaleminize sağlık, böylesine anlamlı ve farkındalık oluşturan yazıların devamını dilerim Selam Sevgilerimle.

Yazarın Diğer Yazıları