M. Said Yalçın

Tevazu Yüceltir, Kibir Yalnızlaştırır: Siyasete Dair Notlar

M. Said Yalçın

Toplumların ihtiyacı yalnızca güçlü isimler değil, aynı zamanda güçlü karakterlerdir. Bu karakterin temelinde ise üç kavram öne çıkar: tevazu, akıl ve iletişim. Tevazu; insanı yücelten, onu kibirden arındıran bir erdemdir. Kibir ise çoğu zaman makamın, gücün ve çevrenin getirdiği görünmez bir hastalık olarak insanın içine yerleşir.

Tevazu, insanları eşit görebilme olgunluğudur. Kibir ise kendini üstün görme yanılgısı… Bu ikisi arasındaki çizgi, aslında insanın kendi iç dünyasında verdiği bir mücadeledir. Çünkü samimi tevazu; gösterişten uzak, doğal ve içten olandır. Aksi durumda, abartılı alçakgönüllülük bile kibrin farklı bir yüzü haline gelebilir.

Akıl ise bu mücadelenin pusulasıdır. İnsanı doğruya yönelten, yanlıştan ayıran en büyük güçtür. Akıllı insan, yalnızca konuşan değil; dinleyen, düşünen ve ölçüp tartandır. “Akıl yaşta değil baştadır” sözü, tam da bu noktada anlam kazanır. Makamlar insanı büyütmez; ancak akıl ve erdemle birleştiğinde anlam kazanır.

Bugün gelinen noktada, siyasette en dikkat çeken kırılmalardan biri iletişim alanında yaşanıyor. Halkla, basınla ve destek veren kesimlerle kurulan bağların zamanla zayıflaması, yalnızca bireysel bir sorun değil; aynı zamanda temsil anlayışına dair bir sorgulamayı da beraberinde getiriyor.

Bu çerçevede, Malatya Milletvekili İnanç Siraç Ölmeztoprak ismi üzerinden dile getirilen eleştiriler de dikkat çekici bir noktaya işaret ediyor. Göreve geldiği ilk dönemlerde basın mensuplarıyla kurduğu yakın iletişim ve erişilebilirliğiyle takdir toplayan bir profilin, son aylarda daha mesafeli bir görüntü vermesi; destek veren kesimlerde doğal olarak soru işaretleri oluşturuyor.

Özellikle 6-7 aylık süreçte yapılan geri dönüşsüz aramalar, iletişim kurma çabalarının karşılıksız kalması ve araya giren isimlerin dahi sonuç alamaması, sadece bir kırgınlık değil; aynı zamanda bir kopuş hissini de beraberinde getiriyor. Oysa siyaset, yalnızca seçim dönemlerinde kurulan bir bağ değil; süreklilik gerektiren bir sorumluluktur.

Elbette her siyasetçinin çalışma temposu, öncelikleri ve kendi ekip yapılanması vardır. Kimi tercihler, kişisel inisiyatif dahilinde şekillenebilir. Ancak burada asıl mesele, tercihlerin kendisinden çok, bu tercihler sonucunda oluşan iletişim boşluğudur.

Siyasetçinin en büyük gücü, çevresiyle kurduğu sağlıklı ve sürdürülebilir ilişkidir. Bu bağ zayıfladığında, geriye sadece unvan kalır. Oysa unvanlar geçicidir; kalıcı olan, insanların zihninde ve kalbinde bırakılan izdir.

Burada sorulması gereken temel sorular şunlardır:
Ne değişti?
Bu mesafe neden oluştu?
Ve bu durumun farkında olunup olunmadığı ne ölçüde değerlendiriliyor?

Kamuoyunun beklentisi, ulaşılmaz bir profil değil; aksine ulaşılabilir, dinleyen ve cevap veren bir temsil anlayışıdır. Çünkü insanlar, değer verdiklerine ulaşmak ister. Karşılık bulamadıklarında ise sorgulamak kaçınılmaz hale gelir.

“Sana değer vermeyene sen de değer verme” anlayışı, bireysel ilişkilerde bir refleks olabilir. Ancak kamu görevinde olan kişiler için bu yaklaşım, yerini daha kapsayıcı ve sorumluluk temelli bir anlayışa bırakmak zorundadır. Zira siyaset, kişisel değil; toplumsal bir görevdir.

Başarı yalnızca kazanılan makamlarla ölçülmez. Başarı, o makama giden yolda birlikte yürünülen insanlarla bağın korunabilmesidir. Çünkü gerçek güç, yalnız kalmadan güçlü kalabilmektir.

Ve unutulmamalıdır:
Kibir insanı yalnızlaştırır, tevazu ise saygın kılar.
Akıl ise, bu ikisi arasında doğru yolu bulabilenlerin en büyük rehberidir.

Yazarın Diğer Yazıları