M. Said Yalçın

'Nerede o eski bayramlar…'

M. Said Yalçın

Bu cümleyi artık sadece büyüklerimizin dilinden değil, gençlerin sohbetlerinden de duyar olduk. Çünkü değişen yalnızca zaman değil; insanların birbirine bakışı, hayatı yaşayış biçimi ve paylaşma kültürü oldu. Bayramlar hâlâ takvimlerde aynı günlerde geliyor olabilir ama ruhu, heyecanı ve samimiyeti geçmişe göre çok daha farklı yaşanıyor.

Bir zamanlar bayram demek; günler öncesinden başlayan hazırlık demekti. Evlerde telaş vardı ama o telaşın içinde huzur bulunurdu. Anneler baklava açar, babalar çocuklara bayramlık almanın hesabını yapar, çocuklar ise yeni ayakkabılarını yatağının kenarına koyup sabahı heyecanla beklerdi. Mahalle kültürü güçlüydü. Kapılar kilitlenmez, insanlar birbirine yabancı gibi davranmazdı. Bayram sabahı camiden çıkan büyüklerin yüzündeki tebessüm, çocukların şeker toplama heyecanı ve aile sofralarındaki kahkahalar toplumun ortak hafızasını oluştururdu.

Bugün ise aynı bayramların içinden geçiyoruz ama çoğu zaman ruhunu hissedemiyoruz. Bunun en büyük sebeplerinden biri de modern hayatın insanı yalnızlaştırmasıdır. Teknoloji gelişti, iletişim araçları çoğaldı ama insanlar birbirine eskisi kadar yakın olamadı. Eskiden kilometrelerce yol gidilip el öpülürdü; şimdi birkaç saniyelik mesajlarla bayram görevleri tamamlanıyor. “İyi bayramlar” cümlesi artık çoğu zaman toplu mesajların sıradan bir parçası hâline geldi.

Ancak burada sadece zamanı suçlamak da büyük bir haksızlık olur. Çünkü kaybettiğimiz birçok değerin sorumlusu biraz da biziz. Bayramları tüketim kültürünün içine hapsettik. Tatil planları, alışveriş merkezleri, sosyal medya paylaşımları; bayramın manevi tarafının önüne geçti. İnsanlar artık sevdikleriyle vakit geçirmekten çok, güzel fotoğraf paylaşmanın peşine düşüyor. Aynı sofrada oturan aile bireyleri bile bazen birbirine değil, telefon ekranına bakıyor.

Özeleştiri yapmamız gereken nokta tam da burasıdır. Bizler bayramı gerçekten yaşamayı mı unuttuk, yoksa kolay olanı mı seçiyoruz? Çünkü bayram yalnızca resmi tatil değildir. Bayram; kırgınlıkların son bulduğu, yaşlıların hatırlandığı, çocukların sevindirildiği, fakirin gözetildiği bir vicdan günüdür. Eğer bugün o eski bayramların sıcaklığını hissedemiyorsak bunun nedeni sadece değişen dünya değil; değişen insan ilişkileridir.

Günümüz bayramlarında en dikkat çekici eksikliklerden biri de komşuluk kültürünün zayıflamasıdır. Aynı apartmanda yaşayan insanlar birbirini tanımadan yıllar geçiriyor. Oysa geçmişte bayram sabahları kapılar tek tek çalınır, herkes birbirine ikramlarda bulunurdu. Şimdi ise insanlar kendi dünyalarına çekilmiş durumda. Kalabalıklar arttı ama samimiyet azaldı.

Bir başka gerçek de ekonomik şartların bayramların ruhunu etkilemesidir. Hayat pahalılığı nedeniyle birçok aile eski bayram coşkusunu yaşatmakta zorlanıyor. Çocuklarına bayramlık alamayan anne babaların mahcubiyeti, memleketine gidemeyen insanların burukluğu, bugün bayramların görünmeyen tarafını oluşturuyor. Bu nedenle eski bayramları özlemek biraz da kaybettiğimiz sosyal dayanışmayı özlemektir.

Yine de umutsuz olmak için bir sebep yok. Çünkü bayramların ruhu tamamen kaybolmuş değil; sadece yeniden hatırlanmaya ihtiyaç duyuyor. Bir yaşlının kapısını çalmak, uzun zamandır konuşulmayan bir akrabayı aramak, çocukları sevindirmek, sofrayı paylaşmak… Aslında bayramı yeniden güzelleştirecek şeyler hâlâ elimizin altında duruyor.

Belki de artık “Nerede o eski bayramlar?” diye sormaktan çok, “Eski bayramların hangi değerlerini yeniden yaşatabiliriz?” sorusunu sormamız gerekiyor. Çünkü bayramları güzelleştiren ne eski evlerdi ne eski sokaklar… Bayramları güzel yapan, insanların birbirine verdiği değerdi.

Ve unutulmamalıdır ki;
Bir toplumun bayramları ne kadar samimiyse, geleceği de o kadar güçlüdür.

Yazarın Diğer Yazıları