Malatya Ticaret Borsası'nda Sandığa Gitmeyen Üyeler Ne Söyledi? Özcan İçin Asıl Sınav Şimdi Başlıyor!
M. Said Yalçın
3 Ekim 2026’da Malatya Ticaret Borsası seçiminde 600 üyeden 330’unun sandığa gitmemesi, borsa yönetiminin son dört yılını ve üyelerle kurduğu ilişkiyi tartışmaya açtı. Rakipsiz bir seçimin ardından rotasını Malatya Ticaret ve Sanayi Odası seçimlerine çeviren Ramazan Özcan’ın, kayısı üreticisinin ve esnafın sorunlarına ne ölçüde odaklandığı ise eleştirilerin merkezinde yer alıyor.
Malatya’da ticaretin, kayısının ve ihracatın geleceği konuşulurken, Malatya Ticaret Borsası’nın son seçimleri üzerinde durulması gereken önemli bir tablo ortaya koydu. 3 Ekim 2026 tarihinde gerçekleştirilen seçimde toplam 600 üyeden yalnızca 270’i oy kullandı. Üyelerin yüzde 45’i sandığa giderken, yüzde 55’e karşılık gelen 330 üye seçim günü sandık başında değildi.
Elbette sandığa gitmeyen her üyeyi aynı gerekçeyle hareket etmiş kabul etmek doğru olmaz. Ancak böylesine yüksek bir katılmama oranı, üzerinde düşünülmesi gereken ciddi bir göstergedir. Hele ki söz konusu kurum, Malatya ekonomisinin en önemli değerlerinden biri olan kayısının ticaretinde ve ihracatında rol oynayan bir borsaysa…
Burada sorulması gereken soru açık: Bir meslek kuruluşunda üyelerin yarısından fazlası neden seçim sürecinin dışında kalır? Bu tablo, yönetimin üyelerle iletişimini, temsil gücünü ve son dört yıldaki performansını yeniden değerlendirmeyi gerektirmiyor mu?
Rakipsiz seçim, üyelerin güvenini ölçmeye yeter mi?
Ramazan Özcan’ın karşısında rakip adayın bulunmaması, seçimin sonucunu belirleyen en önemli unsurlardan biriydi. Ancak rakipsiz bir seçimi kazanmakla üyelerin tamamına yakınının güvenini kazanmak aynı şey değildir.
Bir meslek kuruluşunda başarı yalnızca seçim kazanmakla ölçülmez. Asıl başarı; üyenin kapısını çalmak, sorununu dinlemek, çözüm için ilgili kurumların önünde durmak ve zor zamanlarda üyeye yalnız olmadığını hissettirmektir.
İddialara ve yöneltilen eleştirilere göre, seçim sürecinde rakip adayın bulunmamasının da etkisiyle üye ziyaretlerinin yeterince ön plana çıkmadığı yönünde bir değerlendirme yapılıyor. Oysa seçimde rakip bulunmasa bile üyelerle temas kurmak, onların beklentilerini öğrenmek ve hesap vermek bir başkanın temel sorumlulukları arasında yer alır.
Çünkü üyeler yalnızca seçim günü hatırlanacak kişiler değildir. Onlar, borsanın varlık sebebidir.
Deprem, don ve yeni Şire Pazarı: Dört yılın ağır bilançosu
Malatya ekonomisi son yıllarda üst üste gelen büyük sınavlarla karşı karşıya kaldı. Depremin yarattığı yıkım, tarımsal üretimi etkileyen don felaketi, ticari hayatın yeniden kurulması ve yeni Şire Pazarı’na taşınma süreci; kayısı sektöründe faaliyet gösteren üreticiden ihracatçıya, komisyoncudan küçük esnafa kadar geniş bir kesimi etkiledi.
Bu süreçlerde esnafın ve ihracatçının beklentisi yalnızca sorunların dile getirilmesi değildi. Beklenti; güçlü bir temsil, sonuç alınabilecek girişimler, sektörün ihtiyaçlarını önceleyen bir yönetim anlayışı ve ticari kayıpları azaltacak somut adımlardı.
Sektörde dile getirilen eleştiriler, Malatya Ticaret Borsası yönetiminin bu zorlu dönemde üyelerin beklentilerini yeterince karşılayıp karşılamadığı sorusu etrafında yoğunlaşıyor.
İhracatçıların pazar kaybı yaşadığı, küçük esnafın işlem hacminin gerilediği ve işletmelerin artan maliyetlerle mücadele ettiği bir dönemde, borsanın daha etkin bir rol üstlenmesi gerektiği görüşü öne çıkıyor. Ancak bu kayıpların ne kadarının yönetim tercihlerinden, ne kadarının deprem, iklim koşulları ve piyasa şartlarından kaynaklandığı somut verilerle değerlendirilmelidir.
Bununla birlikte, üyelerin yaşadığı ekonomik sıkıntılar ortadayken yönetimin öncelikleri hakkındaki tartışmaların büyümesi de şaşırtıcı değil.
Kayısı üreticisinin derdi başka, siyasetin gündemi başka
Malatya denildiğinde akla ilk gelen ekonomik değerlerden biri kayısıdır. Bu ürün, yalnızca bir tarımsal faaliyet değil; binlerce ailenin geçim kaynağı, ihracatın önemli unsurlarından biri ve kentin ekonomik kimliğinin temel parçalarından biridir.
Don felaketinin üretime verdiği zarar, üreticinin gelir kaybı, artan girdi maliyetleri ve ihracat pazarlarında yaşanan rekabet, sektörün öncelikli gündem maddeleri arasında bulunuyor. Böyle bir tabloda Ticaret Borsası Başkanlığı makamından beklenen, üreticinin ve tüccarın sorunlarını gündemin ilk sırasına taşımaktır.
Ancak Ramazan Özcan’ın Malatya Ticaret ve Sanayi Odası seçimleri sürecinde Mahmut Boyraz’a açık destek vermesi ve bu seçim gündemine yoğunlaşması eleştirilere neden oluyor.
Özcan’ın Boyraz’a verdiği desteği eleştirenler, borsa başkanının önceliğinin başka bir kurumun seçim hesapları değil, kendi üyelerinin yaşadığı sorunlar olması gerektiğini savunuyor.
Buradaki tartışma, bir isme destek verilmesinden çok daha fazlasıdır. Asıl mesele, bir meslek kuruluşunun başında bulunan kişinin zamanını, enerjisini ve kurumsal ağırlığını hangi öncelikler için kullandığıdır.
Kayısı üreticisi ürününün zararını hesaplıyor, ihracatçı pazarını korumaya çalışıyor, küçük esnaf işletmesini ayakta tutmanın mücadelesini veriyorsa, borsa başkanının gündeminin de bu sorunlarla ne ölçüde örtüştüğü sorgulanır.
Kendi üyelerinin sorunları çözülmeden başka seçimlere odaklanmak doğru mu?
Malatya Ticaret ve Sanayi Odası seçimleri, elbette kent ekonomisinin geleceği açısından önem taşıyor. Ancak farklı meslek kuruluşlarının farklı görevleri ve sorumlulukları bulunuyor. Bir kurumun yöneticisinin başka bir adayla siyasi veya mesleki yakınlık kurması tek başına eleştiri konusu olmayabilir. Tartışma, bu desteğin kendi kurumunun görev ve sorumluluklarının önüne geçip geçmediği noktasında başlıyor.
Özcan’ın Mahmut Boyraz’a verdiği desteği eleştiren çevrelerin temel itirazı da bu noktada şekilleniyor: Borsa üyelerinin sorunları çözüm beklerken, başkanın başka bir seçim sürecinde ne kadar aktif olması gerektiği…
Üyeler açısından mesele, kimin kimi desteklediğinden önce, kendi sorunlarının ne ölçüde sahiplenildiğidir.
Bir borsa başkanının itibarı yalnızca diğer kurumların seçim süreçlerinde kurduğu ilişkilerle değil, kendi üyelerinin gözünde oluşturduğu güvenle ölçülür. Üyeler, temsilcilerinin kendi çıkarlarını ve ihtiyaçlarını öncelemesini bekler.
Küçük esnafın işlem hacmi düşerken büyük sorumluluk kimin?
Malatya’da ticari hayatın yeniden toparlanması için küçük esnafın, komisyoncunun, tüccarın ve ihracatçının ayakta kalması gerekiyor. İşletme maliyetleri yükselirken finansmana erişimin zorlaşması, ticaret erbabının hareket alanını daraltıyor.
Böyle bir ortamda meslek kuruluşlarının yalnızca açıklama yapan değil, üyelerinin sorunlarını ilgili mercilere taşıyan, çözüm önerileri geliştiren ve sonuçların takipçisi olan kurumlar olarak çalışması bekleniyor.
Yeni Şire Pazarı’na taşınma sürecinin esnaf üzerindeki etkileri de bu çerçevede ele alınmalı. Taşınmanın ticari faaliyetlere, müşteri alışkanlıklarına ve işlem hacmine etkisi; üyelerin deneyimleri ve somut ekonomik veriler üzerinden incelenmeli.
Eğer esnafın önemli bir bölümü iş hacminin düştüğünü, ihracatçılar pazar kaybettiğini ve maliyetler altında ezildiğini düşünüyorsa, borsa yönetiminin bu eleştirileri görmezden gelmesi mümkün değildir.
Yönetimin ortaya koyması gereken şey, yalnızca yapılan faaliyetlerin listesi değil; bu faaliyetlerin üyelerin hayatında neyi değiştirdiğidir.
Kaç üyenin sorunu çözüldü? Üreticinin zararını azaltmak için hangi girişimler yapıldı? İhracat pazarlarının korunması için nasıl bir yol haritası uygulandı? Küçük esnafın işlem hacmini artırmak adına hangi somut adımlar atıldı?
Bu soruların yanıtları, tartışmaları kişisel çekişmelerin dışına çıkararak gerçek bir performans değerlendirmesine dönüştürebilir.
Yüzde 55’lik katılmama oranı görmezden gelinmemeli
Seçim günü sandığa gitmeyen 330 üyenin tamamının Ramazan Özcan’a karşı olduğu veya bilinçli biçimde protesto amacıyla oy kullanmadığı söylenemez. Bunun için üyelerin gerekçelerini ortaya koyan güvenilir bir araştırmaya ihtiyaç vardır.
Ancak 600 üyeden yalnızca 270’inin oy kullandığı bir seçimde katılım oranının yüzde 45’te kalması, yönetimin üzerinde durması gereken bir tablodur.
Rakipsiz bir seçimde sandığa gitmenin üyeler açısından ne kadar anlamlı görüldüğü de ayrıca tartışılabilir. Yine de düşük katılım, tek başına bir başarısızlık kanıtı olmadığı gibi, yönetimin bütün üyelerden güçlü destek aldığı anlamına da gelmez.
Demokratik temsilin niteliği, yalnızca sandıktan çıkan sonuçla değil, üyelerin sürece duyduğu ilgi ve güvenle de ilişkilidir.
Bu nedenle Ramazan Özcan yönetiminin önünde önemli bir görev bulunuyor: Üyelerle iletişimi güçlendirmek, eleştirileri dinlemek, beklentileri açık biçimde ortaya koymak ve önümüzdeki döneme ilişkin ölçülebilir hedefler belirlemek.
Makamın değeri, üyeye sağlanan faydayla ölçülür
Malatya’nın kayısısı zor bir dönemden geçerken, üretici ve tüccar ekonomik kayıplarını telafi etmeye çalışırken, küçük esnaf ayakta kalma mücadelesi verirken meslek kuruluşlarının sorumluluğu daha da büyüyor.
Ramazan Özcan için asıl sınavın yalnızca seçim sonuçlarıyla sınırlı olmadığı açık. Önemli olan, geride kalan dört yılın hesabını üyelerin beklentileri üzerinden verebilmek ve yeni dönemde güveni güçlendirecek bir yönetim anlayışı ortaya koyabilmek.
Mahmut Boyraz’a verilen destek, Malatya Ticaret ve Sanayi Odası seçimleri ve iki kurum arasındaki ilişkiler elbette tartışılabilir. Ancak bu tartışmaların merkezinde kayısı üreticisinin, ihracatçının ve küçük esnafın sorunları bulunmalı.
Çünkü bir meslek kuruluşunun başkanı için en önemli referans, başka seçimlerde destek verdiği isimler değil, temsil ettiği üyelerin kendisi hakkında ne düşündüğüdür.
Sandığa gitmeyen 330 üyenin sessizliği tek başına bir hüküm vermeye yetmez. Ancak bu sessizliğin nedenlerini araştırmak, üyelerin beklentilerini anlamak ve ortaya çıkan sorulara yanıt vermek yönetimin sorumluluğundadır.
Malatya Ticaret Borsası’nda bundan sonraki dönemin başarısını belirleyecek olan da tam olarak budur: Daha fazla seçim hesabı mı, yoksa daha fazla üye teması, daha güçlü temsil ve daha somut çözüm mü?