6 Şubat depremleri Malatya'nın yalnızca binalarını değil, toplumsal psikolojisini de derinden etkiledi. Bugün şehirde dikkat çeken en büyük sorunlardan biri, insanların birbirine karşı tahammülünün azalması ve ortak akıl yerine kutuplaşmanın öne çıkmasıdır.
Sosyal medya bunun en belirgin örneği hâline geldi. Bir görüş paylaşıyorsunuz; katılan olur, katılmayan olur. Demokratik toplumlarda bunun adı fikir özgürlüğüdür. Ancak ne yazık ki son yıllarda özellikle sahte hesaplar üzerinden yürütülen hakaret, itibarsızlaştırma ve algı oluşturma çabaları, sağlıklı tartışma kültürüne ciddi zarar vermektedir.
Oysa eleştiri ile saldırıyı birbirinden ayırmak gerekir. Farklı düşünmek doğal, hakaret etmek ise yanlıştır.
Ben yıllardır şu ilkeye inanıyorum: Doğru tektir. Kimden gelirse gelsin doğruya doğru, yanlışa yanlış diyebilmek erdemdir. Aynı şekilde kin ve nefret de hiçbir sorunu çözmez. Aksine insanın vicdanını yoran, toplumdaki güven duygusunu zedeleyen ağır bir yüktür.
Geçtiğimiz aylarda yaşanan bir olay, aslında sistemsel eksikliklerin vatandaş üzerindeki etkisini açıkça ortaya koydu.
83 yaşındaki kayınbabam, yaşadığı mahallede klozet şamandırasındaki arıza nedeniyle yaklaşık 99 bin 800 TL su faturasıyla karşı karşıya kaldı. Kendisine defalarca "Bahçeyi mi suladın?" diye sordum. Israrla hayır dedi. Sorunun, fark edilmeyen küçük bir tesisat arızasından kaynaklandığı anlaşıldı.
Mahallelerde sayaçların uzun aralıklarla okunması, bu tür arızaların aylarca fark edilmemesine neden olabiliyor. Sonuçta da vatandaş, ödemesi neredeyse imkânsız faturalarla karşı karşıya kalıyor.
Bu konuyu yalnızca ailemiz adına değil, benzer mağduriyetlerin önüne geçilmesi amacıyla Malatya Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Sami Er'e iletmeye çalıştım. Telefonla dönüş talebinde bulundum, ardından durumu WhatsApp üzerinden ayrıntılı şekilde paylaştım. Ancak herhangi bir geri dönüş alamadım.
Burada beklentim ayrıcalık değildi. Beklentim, vatandaşın yaşadığı somut bir sorunun dinlenmesi ve çözüm yollarının değerlendirilmesiydi.
Yerel yönetimler elbette yoğun çalışıyor. Ancak yöneticiliğin en önemli unsurlarından biri, yalnızca övgüleri değil, eleştirileri de dinleyebilmektir. Çünkü kamu yönetiminde gelişimin temel şartı, sahadan gelen geri bildirimlere kulak vermektir.
Geçtiğimiz günlerde Kayısı Festivali tanıtım programında bunu bir kez daha düşündüm. Şehrin geleceği için yapılan her istişare değerlidir. Ancak istişarenin gerçek anlam kazanabilmesi için farklı görüşlere de aynı samimiyetle kapı açılması gerekir.
Toplum olarak eleştiriye bakış açımızı da yeniden gözden geçirmek zorundayız.
Yakın zamanda sosyal medya hesabımda Malatya Ticaret ve Sanayi Odası seçimlerinde Oğuzhan Ata Sadıkoğlu'nu desteklediğimi ifade eden bir paylaşım yaptım. Farklı düşünenlerin olması son derece doğaldır. Ancak yine sahte hesaplar üzerinden seviyesiz yorumlar yapıldı.
İçlerinden biri, hiçbir somut çerçeve çizmeden "TSO'nun verilerini açıkla." diye yazdı. Hangi veriler? İhracat rakamları mı? Faaliyet raporları mı? Borsa verileri mi? Ne istediğini kendisi dahi ifade edemeyen bir yaklaşımın sağlıklı bir tartışmaya katkı sunması mümkün değildir.
Eleştiri bilgiyle yapılır. Bilgi yoksa geriye sadece gürültü kalır.
Bugüne kadar MASKİ'yi de eleştirdik, MOTAŞ'ı da, BELSOS'u da, ESENLİK'i de, MEGSAŞ'ı da. Çünkü kamu kurumları, vatandaşın vergileriyle hizmet üretmektedir ve doğal olarak eleştirilebilir.
MASKİ'nin plansız su kesintileri konusunda vatandaşın önceden bilgilendirilmesi önemlidir.
MOTAŞ'ın güzergâh değişikliklerinin daha etkin duyurulması gerekmektedir.
Belediye iştiraklerinin ise hizmet kalitesini sürekli geliştirmesi, vatandaş memnuniyetini esas alması beklenmektedir.
Bu eleştiriler herhangi bir kişiye yönelik değildir; hizmet kalitesinin yükselmesine yönelik iyi niyetli değerlendirmelerdir.
Unutulmamalıdır ki güçlü şehirler, eleştiriden korkan değil; eleştiriyi yönetebilen şehirlerdir.
Malatya bugün yeniden ayağa kalkmaya çalışıyor. Bu süreç yalnızca yeni konutlarla tamamlanamaz. Aynı zamanda güveni yeniden inşa etmeli, farklı fikirlere saygıyı güçlendirmeli ve ortak aklı hâkim kılmalıyız.
Çünkü şehirleri ayakta tutan yalnızca beton değildir.
Şehirleri ayakta tutan; adalet, iletişim, şeffaflık, hesap verebilirlik ve birbirini dinleyebilen insanlardır.
Malatya bunu başardığında, sadece yaralarını sarmış olmayacak; geleceğini de daha sağlam temeller üzerine kuracaktır.