Engel olmak istesek de hayat, bir su misali akıp gidiyor. Zaman, önüne çıkan hiçbir engeli dinlemeden yoluna devam ediyor. Bizler ise bu akışın içerisinde kimi zaman sevinçleri, kimi zaman hayal kırıklıklarını, kimi zaman da tarifsiz acıları omuzlayarak yürümeye çalışıyoruz. Gün gelip geriye dönüp baktığımızda ise elimizde kalan; yaşanmışlıkların bıraktığı acı ve tatlı hikâyelerden başka bir şey olmuyor.
Hayatın bana öğrettiği en önemli gerçeklerden biri, insanın her şartta kendisi olabilmesidir. Çünkü insanı değerli kılan makamı, maddi gücü ya da çevresi değil; doğrulardan taviz vermeden yaşayabilmesidir.
Gazetecilik mesleğine başladığım ilk günden bugüne kadar, Said Yalçın olarak tek bir ilkeye bağlı kaldım: Doğrunun yanında olmak.
Bu süreçte hiçbir zaman paranın, makamın ya da nüfuzun peşinden gitmedim. Parası olduğu için birilerini öne çıkaran, reklam uğruna gerçekleri görmezden gelen bir anlayışın içinde yer almadım. Maddi gücünü kullanarak gündem oluşturmaya çalışanların haberlerini çoğu zaman görmezden geldim. Çünkü benim için haberin değeri; arkasındaki maddi güçte değil, taşıdığı gerçeklikte saklıydı.
Ben, toplumun faydasına olan doğru haberlerin peşinden koştum. Haksızlığa uğrayanın sesi olmaya, sessiz bırakılanların sözünü duyurmaya gayret ettim. Yanlış gördüğüm olaylarda ise yalnızca yazmakla yetinmedim; dost bildiklerimi de samimiyetle uyardım. Çünkü gerçek dostluk, alkışlamak değil; gerektiğinde yanlışa "yanlış" diyebilmektir.
Ancak hayat, insana zamanla önemli dersler veriyor. Ne yazık ki bazı insanlar, iyi niyetle yapılan uyarıları anlamak yerine, kendi doğrularının mutlak doğru olduğuna inanmayı tercih ediyor. "Benim dediğim doğrudur" anlayışıyla hareket eden, eleştiriye kapalı, farklı görüşlere tahammül göstermeyen insanlar; zamanla sadece çevresini değil, kendilerine değer veren insanları da yıpratıyor.
En çok da insanın samimiyetini sorgulamasına neden oluyorlar.
Belki de artık bazı gerçekleri kabullenmenin vakti gelmiştir. Herkesi değiştiremeyeceğimizi, herkese doğruları anlatamayacağımızı ve her mücadeleden zaferle çıkamayacağımızı kabul etmenin zamanı...
Çünkü bazen en doğru karar; kırmadan, incitmeden ama kararlılıkla mesafe koyabilmektir.
Bugün geriye dönüp baktığımda, yaşadığım tüm tecrübelerin bana bir şey öğrettiğini görüyorum. Acılar da, sevinçler de, hayal kırıklıkları da insanı olgunlaştırıyor. Ve tüm yaşanmışlıkların ardından içimde hâlâ vazgeçemediğim bir ruh taşıyorum:
Bozkurt ruhu...
Zorluklar karşısında yılmayan, doğru bildiği yoldan dönmeyen, haksızlık karşısında susmayan ve ne olursa olsun onuruyla yaşamayı tercih eden bir ruh...
Hayat akıp gitmeye devam edecek. Bizler de bu yolculukta kimi zaman yalnız kalacağız, kimi zaman dostlarımızı yanımızda bulacağız. Ancak önemli olan; yolun sonunda dönüp geriye baktığımızda vicdanımızın rahat olmasıdır.
Çünkü geriye kalan tek şey; bıraktığımız izler, yazdığımız satırlar ve doğrular uğruna verdiğimiz mücadele olacaktır.