M. Said Yalçın

Bir Şehrin Sesi Susturulmaz: Abdullah Şekeroğlu'nun Ardından

M. Said Yalçın

Elazığ bugün sadece bir insanı değil, bir sahneyi, bir sesi, bir hafızayı uğurluyor. Çünkü bazı insanlar yaşadıkları şehirle bütünleşir; onların yokluğu yalnızca bir kayıp değil, aynı zamanda bir boşluktur. Abdullah Şekeroğlu işte tam da böyle bir isimdi.

Onu anlatmak, yalnızca biyografik bir çerçeve çizmekle mümkün değil. Çünkü o, kelimelerin sınırına sığmayan bir anlatının sahibiydi. Yazdığınız o dizelerde olduğu gibi; bir bakışta film, bir sözde tiyatro olabilen bir ruhtu. Sahneye çıktığında sadece bir rol oynamaz, bir şehrin sesini taşırdı. Işıkla gölge arasında çoğalan sözü, aslında bu toprakların hikâyesiydi.

Elazığ’ın taşından, sokağından, insanından beslenen bir sanat anlayışı vardı. Bu yüzden onun sanatında yapaylık yoktu; her şey gerçekti, her şey tanıdıktı. Seyirci onu izlerken bir oyuncuyu değil, kendini görürdü. Belki de bu yüzden alkıştan önce susmayı bilen nadir sanatçılardandı. Çünkü o, sanatın gürültüyle değil, derinlikle konuştuğunu biliyordu.

Bugün geriye dönüp baktığımızda, onun bıraktığı izlerin ne kadar kıymetli olduğunu daha iyi anlıyoruz. Tiyatro ile sinema arasında kurduğu köprü, aslında hayatın kendisini sahneye taşıma çabasıydı. Her sahnesi biraz hayat, her repliği biraz insan, her susuşu ise derin bir anlam taşırdı.

Bir şehrin rüzgârında yankılanan o ses, artık fiziken aramızda olmayabilir. Ama sanatın en güçlü tarafı da burada başlar: Giden beden olur, kalan iz. Ve Abdullah Şekeroğlu, geride sadece hatıralar değil; bir duruş, bir anlayış, bir sanat mirası bıraktı.

Perde kapanmış olabilir.
Ama bazı isimler için sahne asla tamamen karanlığa gömülmez.

Çünkü onlar, bir şehrin belleğinde yaşamaya devam eder.

Yazarın Diğer Yazıları