M. Said Yalçın

Babıali'den Bugüne: Eğilmeyen Kalemin Hikâyesi

M. Said Yalçın

Gazetecilik, sadece kalem tutmak değildir. Gazetecilik; omurga ister, vicdan ister, sabır ister. Hele ki bu mesleğin mutfağından gelenler için, bugün yaşanan yüzeysel tartışmaların ne kadar sığ kaldığı çok daha net görülür.

Son zamanlarda sosyal medyada bir basın mensubuna yönelik “jetoncu basın”, “ne kadar para istiyorsun”, “arpan mı kesildi” gibi ifadelerle yapılan eleştiriler, aslında eleştiri değil; düpedüz mesleğe ve emeğe saygısızlıktır. Eleştiri elbette olacaktır. Hatta olmalıdır. Ancak eleştiri; bilgiyle, ahlakla ve sorumlulukla yapılır. Hakaretle değil.

Ben bu mesleğe öyle bugünün şartlarında, hazır imkânlarla başlamadım. 1986-1993 yılları arasında İstanbul Babıali’de, gazeteciliğin adeta ilmek ilmek işlendiği bir dönemde yetiştim. O dönemler çıraklık vardı; hem de gerçek anlamda. Foto muhabirliği yaptık, film banyosu yaptık, haber yazdık, röportaj yaptık, reklam kovaladık. Yani bu mesleğin sadece görünen yüzünü değil, görünmeyen yükünü de omuzladık.

Daktilo seslerinin arasında büyüdük biz. Sonra teknoloji geldi; Macintosh bilgisayarlarla tanıştık. Değişime ayak uydurduk ama özümüzü hiç kaybetmedik. Çünkü gazetecilikte esas olan araçlar değil, ahlaktır.

Malatya’ya döndükten sonra birçok yerel gazetede görev aldım. Yayın yönetmenliği yaptım, ekiplerle çalıştım, nice isimlerle aynı masada haber tartıştım. Ama hiçbir zaman “ben oldum” demedim. Hep öğrenmeye, hep üretmeye devam ettim.

Bugün gelinen noktada üzülerek görüyorum ki; eline kalem alan kendini gazeteci sanıyor. Oysa bu meslek öyle kolay edinilecek bir sıfat değildir. Gazetecilik; yürek ister. Sabır ister. En önemlisi karakter ister.

Bazı koltuklar vardır ki; hizmet için vardır. Ama bazıları o koltukları sahiplenir, adeta tapulu malı gibi görür. Yıllarca aynı görevde kalıp ne gençlerin önünü açan ne de mesleğe katkı sunan bir anlayışla hareket edenler, aslında en büyük zararı yine bu mesleğe vermektedir.

Gençlere her zaman destek oldum. Çünkü biliyorum ki gelecek onların omuzlarında yükselecek. Teknolojiyi onlardan öğrenmekten hiçbir zaman gocunmadım. Bilmediğimi kabul etmek, bilmediğim konuda ahkâm kesmekten çok daha değerlidir.

Ama gazeteciliğin özü değişmez. Gazeteci; haber kaynağını satmaz. Kendisine emanet edileni ifşa etmez. Kalemini hiçbir çıkar karşılığında eğmez. Benim için bu meslek bir geçim kapısından öte, bir namus meselesidir.

Bugün bazıları çıkıp ithamlarda bulunuyor. “Para alıyor”, “kalemini satıyor” diyor. Açık konuşayım: Eğer öyle olsaydı, bugün çok farklı bir hayatım olurdu. Belki bir evim, bir arabam olurdu. Ama yok. Buna rağmen içim rahat, başım dik.

Çünkü benim zenginliğim; çocuklarım, torunlarım ve yıllardır bu meslekte biriktirdiğim onurumdur.

Ben gördüğümü yazarım. Ama önce gider, o hatayı sahibine söylerim. Arkasından konuşmak bana göre değildir. Belki bu yüzden çok zarar gördüm. Ama yine de değişmedim, değişmeyeceğim.

Son sözüm şudur:
Gazetecilik; klavye başında ahkâm kesmek değil, sahada ter dökmektir.
Gazetecilik; çıkar ilişkileri değil, kamu vicdanıdır.
Ve gazetecilik; her şeyden önce bir karakter meselesidir.

Kalemini satanlarla, kalemini onuruyla taşıyanları aynı kefeye koymayın.

Vesselam.

Yazarın Diğer Yazıları