M. Said Yalçın

Anneler Günü'nde Adaletin, Merhametin ve Sessiz Fedakârlıkların Hikâyesi

M. Said Yalçın

Bugün Anneler Günü…

Kimi için bir çiçek…
Kimi için uzak bir şehirden gelen telefon sesi…
Kimi için çocuk kahkahalarının yankılandığı bir sofradır bugün…

Ama bazı anneler vardır ki;
onların en büyük hediyesi, evlatlarının birbirine yabancılaşmamasıdır.

Ne güzeldir evlatlarını ayırmayan anne…
Birini severken diğerini eksiltmeyen…
Bir evladının omzuna el koyarken diğerinin kalbini kırmayan anne…
Evlatlarının arasına kin değil merhamet bırakan anne…

Anne olmak sadece dünyaya getirmek değildir.
Asıl annelik; aynı sofrada büyüyen çocukların yüreğine adalet koyabilmektir.
Bir evlada “sen daha değerlisin” hissi vermeden, her birinin gözünün içine aynı şefkatle bakabilmektir.

Çünkü kardeşleri birbirinden uzaklaştıran en büyük şey çoğu zaman hayat değil, adaletsizlik hissidir.
Bir annenin bir evlada fazla yakın, diğerine fazla uzak olması; yıllar sonra kapanmayan kırıklara dönüşür.
Oysa anne dediğin, evlatlarının arasına duvar değil köprü kurandır.

Ne güzeldir evlatları arasında eşit mesafede duran anne…
Birinin başarısıyla övünürken diğerinin sessizliğini de fark eden…
Sadece güçlü olana değil, içine kapanana da sarılan…
Kırgın olanın da kapısını çalan anne…

Çünkü bazen bir evlat sevgisini yüksek sesle gösterir, bazen diğeri sessizce bekler.
Ve annelik; en çok o sessiz bekleyişi duyabilmektir.

Hayat boyunca insan birçok şeyi unutuyor…
Parayı…
Makamı…
Tartışmaları…
Ama bir annenin adil davranıp davranmadığını hiçbir evlat unutmuyor.

Çocuk büyüyor…
Yaş alıyor…
Kendi yuvasını kuruyor…
Ama içindeki o küçük çocuk hâlâ annesinin gözlerinde kendine eşit bir yer arıyor.

Bugün Anneler Günü’nde sadece fedakârlığı değil, adaleti de konuşmak gerekiyor.
Çünkü gerçek anne sevgisi, ayrım yapmayan sevgidir.
Bir evladı diğerine karşı büyütmeyen…
Bir kardeşi diğerinin önüne koymayan…
Kendi kırgınlıklarını çocuklarının omzuna yüklemeyen sevgidir.

Ve aslında en huzurlu aileler; annelerin hakem değil, sığınak olduğu ailelerdir.

Ama hayatın başka bir gerçeği daha vardır…
Bazı evlerde baba gittikten sonra sadece bir insan eksilmez;
evin yükü, sessizliği ve sorumluluğu da değişir.

İşte tam o noktada büyük ağabeyin omzuna ağır bir görev düşer.

Baba vefat ettikten sonra büyük ağabey, ailenin duygusal ve işlevsel dengesini sağlamada çoğu zaman kilit rol üstlenir.
Bir yandan kendi yasını yaşarken, diğer yandan annesine ve kardeşlerine güçlü görünmeye çalışır.

Anneye;
“Babam yok ama ben buradayım…” güvenini hissettirmesi gerekir.

Kardeşlerine;
“Dağılmayacağız…” duygusunu verebilmesi gerekir.

Gerektiğinde birlikte ağlayabilmeli…
Sarılabilmeli…
Acıyı paylaşabilmelidir.

Çünkü bazı acılar sözle değil, omuza konulan bir elle hafifler.

Fakat hayatın içindeki gerçekler her zaman anlatıldığı kadar ideal olmuyor.

Bazı büyük ağabeyler vardır…
Yıllarca başka şehirlerde yaşar…
Annesinin yükünü, hastalığını, yalnızlığını evin küçüğüne bırakır…
Ama iş konuşmaya gelince her şeyi en iyi kendilerinin bildiğini sanırlar.

En doğruyu yalnız kendileri görüyormuş gibi davranırlar.

Oysa bir annenin gerçek yükünü çoğu zaman aynı evin içinde kalan bilir.
Gece hastaneye götüren bilir…
İlacını takip eden bilir…
Canı sıkıldığında saatlerce yanında oturan bilir…
Sessizce fedakârlık yapan bilir.

Ama bazen anne, uzağındaki evlada daha hassas davranır.
Belki özlemden…
Belki vicdandan…
Belki de anneliğin o tarif edilmez duygusundan…

İşte böyle zamanlarda insanın içine kırgınlık otursa da;
ne anayı üzmeye değer…
Ne kardeşleri düşman etmeye…

Çünkü bazı hesaplar dünyada kapanmaz.
İnsan sadece kendi vicdanına bakar.

Eğer Allah huzurunda için rahatsa;
yaptığın fedakârlığı yalnız Rabb’in biliyorsa…
O zaman geriye söylenecek tek bir cümle kalır:

“İşiniz gücünüz rast gele…”

Çünkü gerçek iyilik, karşılık görmek için değil;
insanlığını kaybetmemek için yapılır.

Bugün hayatta olan annelerin kıymeti bilinsin…
Kırgınlıklar varsa giderilsin…
Telefonlar açılsın…
Aynı sofranın etrafında yeniden toplanmanın değeri unutulmasın…

Çünkü bir annenin yüreğine en çok iyi gelen şey;
evlatlarının birbirine sırt çevirmemesidir.

Başta evladını vatan toprağına emanet eden şehit anneleri olmak üzere, ahirete göç etmiş tüm annelerin mekânı cennet olsun…

Ve Rabbim hiçbir anneyi evladıyla, hiçbir evladı annesiyle, hiçbir kardeşi de birbirinden ayrı düşmekle imtihan etmesin…

Yazarın Diğer Yazıları