Malatya'da Her Sorunun Faturası Sami Er'e mi Kesilmeli? Eleştiri de Vicdan da Olmalı!
M. Said Yalçın
Malatya’da etkili olan sağanak yağışların ardından yaşanan su baskınları, altyapı sorunlarını bir kez daha gündeme taşıdı. MASKİ’nin çalışmalarını ve altyapının yetersiz kaldığı noktaları eleştirmek elbette mümkündür. Hatta eleştirilmelidir de… Ancak yaşanan her olumsuzluğun faturasını Büyükşehir Belediye Başkanı Sami Er’e kesmek ne kadar doğru? Bir kenti yeniden ayağa kaldırmaya çalışırken eksikleri konuşmak kadar, yapılanları görmek ve hakkaniyetli değerlendirmek de gerekmiyor mu?
Malatya’da yağmur yağıyor, caddeler suyla doluyor, bazı bölgelerde su baskınları yaşanıyor. Ardından tanıdık tartışma başlıyor: “35 milyar TL’lik altyapı yatırımı nerede?”, “Malatya’da yağmur başladı, gözler yine Sami Er’e çevrildi!”
Elbette bu soruların sorulması gazeteciliğin, kamuoyu denetiminin ve demokratik eleştirinin doğal bir parçasıdır. Vatandaşın yaşadığı mağduriyeti dile getirmek, yetkililerden açıklama istemek ve altyapı yatırımlarının sonuçlarını sorgulamak son derece meşrudur. Hiç kimse belediyeyi, MASKİ’yi veya herhangi bir kamu yöneticisini eleştiriden muaf tutamaz.
Ancak bir noktada durup düşünmek gerekiyor: Eleştiri yapmakla, yaşanan her olumsuzluğu tek bir kişinin üzerine yıkmak aynı şey değildir.
Malatya’nın gerçeklerini göz ardı ederek yapılan değerlendirmeler, sorunların çözümüne katkı sunmak yerine tartışmayı kişiselleştirme tehlikesi taşır.
MASKİ eleştirilmeli mi? Elbette!
Öncelikle şunu açıkça ifade edelim: Kuvvetli yağışların ardından Malatya’da hayatı olumsuz etkileyen su baskınları yaşanıyorsa, yollar göle dönüyor, iş yerleri ve evler zarar görüyor, vatandaşlar mağdur oluyorsa burada sorgulanması gereken ciddi meseleler vardır.
Altyapının hangi bölgelerde yetersiz kaldığı, yağmur suyu hatlarının kapasitesi, mazgalların durumu, drenaj sistemlerinin işleyişi ve bakım çalışmalarının yeterliliği ortaya konulmalıdır. MASKİ yönetimi de kamuoyuna gerekli açıklamaları yapmalı, sorunların nedenlerini açıkça anlatmalı ve çözüm için hangi adımların atıldığını paylaşmalıdır.
Kimsenin vatandaşa, “Yağmur yağdı, yapacak bir şey yok” deme lüksü bulunmuyor.
Afetlerin etkisini tamamen ortadan kaldırmak her zaman mümkün olmayabilir. Ancak etkilerini azaltmak, gerekli önlemleri almak ve olası risklere karşı hazırlıklı olmak yerel yönetimlerin sorumlulukları arasındadır.
Bu nedenle MASKİ’nin hizmetleri sorgulanmalı, eksiklikler tespit edilmeli ve gerekiyorsa yönetim kademelerinde değişiklik yapılması dahi tartışılmalıdır.
Benim de gönlümden geçen, yaşanan sorunların ardından gerekli değerlendirmelerin yapılması ve sorumluluğu bulunan yöneticiler hakkında gereken adımların atılmasıdır. Örneğin, MASKİ Genel Müdürü’nün görevde kalmasının doğru olup olmadığı sorulabilir. Büyükşehir Belediye Başkanı Sami Er’e, “Bu kadar şikâyet ve sorun karşısında MASKİ yönetimiyle ilgili neden daha kararlı adımlar atmıyorsunuz?” diye sorulabilir.
Böyle bir eleştiriyi anlamlı bulurum. Çünkü mesele bir kişiyi korumak değil, vatandaşın sorununa çözüm bulmaktır.
Fakat MASKİ’nin sorumluluğunu tartışmak başka, her yağışın ardından bütün eleştirileri doğrudan Sami Er’e yöneltmek başkadır.
Malatya 6 Şubat’ın yaralarını henüz sarıyor
Bir gerçeği unutmamak gerekiyor: Malatya, 6 Şubat depremlerinin ardından büyük yıkım yaşamış, konutlarından iş yerlerine, altyapısından sosyal yaşamına kadar pek çok alanda yeniden yapılanma sürecine girmiş bir şehir.
Bu şehirde yolların, kanalizasyon hatlarının, içme suyu sistemlerinin, yağmur suyu altyapısının ve diğer belediye hizmetlerinin aynı anda sorunsuz işlemesini beklemek elbette herkesin hakkıdır. Ancak beklentileri değerlendirirken kentin içinden geçtiği ağır yeniden yapılanma sürecini de hesaba katmak gerekir.
Depremin ardından yeniden inşa edilen, değişen ve dönüşen bir şehirden söz ediyoruz. Bir tarafta yeni konutlar, yollar ve altyapı çalışmaları; diğer tarafta devam eden inşaatlar, değişen yerleşim alanları ve yıllardır birikmiş sorunlar bulunuyor.
Böylesine kapsamlı bir dönüşümün yaşandığı kentte, bütün sorunların bir anda ortadan kalkmasını beklemek gerçekçi değildir.
Malatya Büyükşehir Belediye Başkanı Sami Er’in yerine kim gelirse gelsin, bu şehrin sorunlarıyla karşılaşacaktır. Türkiye’nin en deneyimli belediye başkanlarından biri dahi göreve gelse, depremin bıraktığı bütün izleri kısa sürede silmesi kolay olmayacaktır.
Bu sözler, mevcut yönetimin sorumluluklarını görmezden gelmek anlamına gelmez. Tam tersine, sorumlulukları doğru belirlemek ve sorunları gerçekçi biçimde ele almak anlamına gelir.
Malatya’nın sorunlarını çözmek için yöneticilerden hesap sormak kadar, sorunların hangi koşullarda ortaya çıktığını doğru değerlendirmek de zorundayız.
“35 milyar TL’lik altyapı yatırımı nerede?” sorusu tek başına yeterli mi?
Altyapı yatırımlarına ilişkin yüksek tutarlar gündeme getiriliyorsa elbette vatandaş bunun karşılığını görmek ister. Milyarlarca liralık yatırımın konuşulduğu bir şehirde yağmurun ardından su baskınlarının yaşanması, haklı olarak soru işaretleri doğurur.
Ancak burada yapılması gereken yalnızca çarpıcı bir başlık atmak değildir.
Öncelikle söz konusu yatırım tutarının hangi projeleri kapsadığı, ne kadarının tamamlandığı, hangi bölgelerde çalışmaların sürdüğü ve hangi altyapı sorunlarının henüz çözülemediği açıklığa kavuşturulmalıdır. Ardından su baskınlarının yaşandığı noktalar incelenmeli, mevcut sistemin neden yetersiz kaldığı teknik verilerle ortaya konulmalıdır.
Çünkü bir altyapı yatırımının gerçek başarısı yalnızca harcanan parayla değil, vatandaşın günlük yaşamında oluşturduğu faydayla ölçülür.
Eğer milyonlarca liralık yatırımlara rağmen belirli mahallelerde her kuvvetli yağışta aynı sorunlar yaşanıyorsa, bu durumun nedenleri açıklanmalıdır. Proje eksikliği mi vardır? Uygulama hatası mı yapılmıştır? Bakım yetersizliği mi söz konusudur? Yoksa olağanüstü yağış miktarı mevcut sistemin kapasitesini mi aşmıştır?
Bu soruların cevabı araştırılmadan verilen hükümler, kamuoyunu aydınlatmak yerine tartışmayı yüzeysel bir suçlama yarışına dönüştürebilir.
Bir gazetecinin görevi yalnızca “Nerede bu yatırımlar?” diye sormak değil, o sorunun cevabını da araştırmaktır. Belediyenin görevi ise yapılan çalışmaları anlatmakla yetinmeyip sahadaki sonuçları göstermek ve eksiklikleri gidermektir.
Sel ve kuvvetli yağışlar yalnızca Malatya’nın meselesi değil
Kuvvetli yağışlar ve sel, dünyanın ve Türkiye’nin pek çok kentinde can kayıplarına, ekonomik zararlara ve günlük yaşamın aksamasına neden olan doğal afetlerdir.
Farklı şehirlerde yaşanan sel görüntülerini hepimiz izliyoruz. Birçok kentte yolların su altında kaldığına, araçların sürüklendiğine, evlerin ve iş yerlerinin zarar gördüğüne tanık oluyoruz.
Bu durum, Malatya’daki sorunların görmezden gelinmesini gerektirmez. Fakat yağışın kendisiyle, yağışın oluşturduğu zararı artıran altyapı eksikliklerini birbirinden ayırmayı gerektirir.
Yağmurun yağması bir doğa olayıdır; yağmurun ardından yaşanan her zararın önlenemez olduğunu söylemek ise doğru değildir.
Yerel yönetimlerin görevi, olası afetlere karşı hazırlık yapmak ve riskleri azaltmaktır. Vatandaşların görevi de yaşadıkları sorunları dile getirmektir. Basının görevi ise bütün bu süreçte hem kamuoyunun sesi olmak hem de ortaya koyduğu iddiaları somut bilgilerle desteklemektir.
Dolayısıyla Malatya’da yaşanan su baskınları karşısında MASKİ’nin çalışmaları sorgulanmalıdır. Fakat başka şehirlerde yaşanan benzer afetleri de görmezden gelerek, Malatya’daki her görüntüyü tek bir kişinin başarısızlığına bağlamak sağlıklı bir yaklaşım değildir.
Bir kentin altyapısındaki sorunların sorumluluğu, ilgili kurumların görev ve yetkileri çerçevesinde değerlendirilmelidir. Siyasi sorumluluk elbette belediye başkanına da uzanır; ancak her teknik eksikliğin doğrudan onun kişisel beceriksizliği olarak sunulması, çözümün önünü açmaz.
Peki, Malatya’da güzel olan hiçbir şey yaşanmıyor mu?
Asıl üzerinde durmak istediğim meselelerden biri de budur.
Malatya’da olumsuz bir gelişme yaşandığında haklı olarak gündem oluşturuyoruz. Vatandaşın mağduriyeti haberleştiriliyor, eleştiriler dile getiriliyor ve yetkililerden açıklama isteniyor. Bunların tamamı basının asli görevleri arasındadır.
Peki, güzel gelişmeler yaşandığında aynı hassasiyeti gösterebiliyor muyuz?
Örneğin Malatya’da düzenlenen kitap fuarını ele alalım. Kısa süre içerisinde binlerce kitapseveri bir araya getiren, farklı yazarları okurlarıyla buluşturan ve şehrin kültürel hayatına hareketlilik kazandıran organizasyonlar neden aynı ölçüde konuşulmuyor?
Beş gün içerisinde 100 bin kitapseverin ziyaret ettiği belirtilen fuar, yalnızca kitap satışından ibaret değildir. Çocukların ve gençlerin kitaplarla buluşması, ailelerin kültürel etkinliklere katılması, yerel yazarların daha geniş kitlelere ulaşması ve Malatya’nın sosyal yaşamının canlanması bakımından da önemlidir.
Ünlü yazarlarla Malatyalı yerel yazarların aynı ortamda okurlarıyla buluşması, şehrin kültürel birikiminin görünür hâle gelmesine katkı sağlar.
Bir başka örnek de tarım fuarıdır. Tarımın ve kayısının Malatya ekonomisi açısından taşıdığı önem düşünüldüğünde, üreticileri, sektör temsilcilerini ve vatandaşları bir araya getiren organizasyonların şehir için oluşturduğu katkı küçümsenmemelidir.
Bu etkinliklerin elbette eksikleri olabilir. Katılımın niteliği, organizasyonun verimliliği, esnafın elde ettiği kazanç ve şehrin ekonomisine sağladığı katkı ayrıca değerlendirilebilir. Ancak sırf eleştirmek uğruna ortaya konulan emeği ve sağlanan faydayı yok saymak da hakkaniyetli değildir.
Bir şehir yalnızca yollarından, kaldırımlarından ve kanalizasyon hatlarından ibaret değildir. Şehrin kültürü, sosyal hayatı, ticareti, üretimi ve insanları da vardır.
Belediyelerin başarısı değerlendirilirken bütün bu alanların birlikte ele alınması gerekir.
Sami Er’i eleştirmek başka, yapılanları yok saymak başka
Sami Er’in her kararını doğru bulmak zorunda değiliz. Büyükşehir yönetiminin eksiklerini dile getirmekten kaçınmak da doğru değildir.
Ancak bir yönetimi değerlendirirken yalnızca olumsuzlukları sıralayıp olumlu gelişmeleri görmezden gelmek, objektif bir değerlendirme ortaya koymaz.
Bugün Malatya’da yaşanan su baskınları nedeniyle Sami Er’i eleştirenler, yarın bir kültür etkinliği, tarım organizasyonu, yol çalışması veya sosyal proje hayata geçirildiğinde bunları da değerlendirmelidir.
Eleştirinin ölçüsü, eleştirilen kişinin kim olduğu değil, ortaya konulan işin niteliği olmalıdır.
Sami Er’in siyasi görüşüne yakın olmak, yapılan bütün çalışmaları savunmayı gerektirmediği gibi, kendisine mesafeli olmak da her hizmeti değersiz görmeyi gerektirmez.
Bir belediye başkanını desteklemek, onun yanlışlarını örtmek değildir. Aksine, yanlışlarını açıkça söyleyebilmek ve doğru işlerini de teslim edebilmektir.
Benim savunduğum yaklaşım tam olarak budur.
MASKİ’de sorun varsa konuşulsun. Vatandaş mağdursa sesi duyurulsun. Altyapı yetersizse bunun hesabı sorulsun. Gerekirse yöneticiler değişsin. Ancak bütün bunlar yapılırken Malatya’nın içinde bulunduğu koşullar, gerçekleştirilen çalışmalar ve şehrin yeniden ayağa kalkma çabası da göz önünde bulundurulsun.
Çünkü adaletli olmak, yalnızca eleştirirken değil, takdir ederken de kendini gösterir.
Hatasızlık Allah’a mahsustur; önemli olan hatalardan ders çıkarmaktır
Hiçbir yönetim hatasız değildir. Hiçbir belediye başkanı bütün sorunları tek başına ve bir anda çözemez. Ancak bu gerçek, yöneticilerin sorumluluktan kaçabileceği anlamına da gelmez.
Önemli olan, yapılan hataların kabul edilmesi, sorunların üzerine gidilmesi ve vatandaşın mağduriyetinin giderilmesidir.
Sami Er yönetiminin de Malatya’nın altyapı sorunları konusunda daha güçlü bir koordinasyon ortaya koyması, MASKİ’nin sahadaki çalışmalarını yakından takip etmesi ve vatandaşın şikâyetlerine hızlı yanıt vermesi gerekiyor.
Özellikle yağışların ardından sürekli sorun yaşanan bölgeler tespit edilmeli, kalıcı çözümler geliştirilmeli ve yapılan çalışmalar kamuoyuyla paylaşılmalıdır. Vatandaş, yalnızca yatırım rakamlarını değil, mahallesindeki sorunun ne zaman ve nasıl çözüleceğini de bilmek ister.
Aynı şekilde belediye yönetimi, şehrin sosyal ve kültürel hayatına katkı sunan çalışmalarını da daha görünür hâle getirmelidir.
Bütün bunlar yapılırken basının görevi de önemlidir. Basın, yöneticilerin sözcüsü olmadığı gibi, yalnızca olumsuzlukları büyüten bir mecra da olmamalıdır. Hem eleştirmeli hem araştırmalı hem de topluma katkı sunan gelişmeleri kamuoyuna aktarmalıdır.
Malatya’nın ihtiyacı, körü körüne destek veya peşin hükümlü karşıtlık değildir. Malatya’nın ihtiyacı; hesap verebilirlik, şeffaflık, yapıcı eleştiri ve ortak akıldır.
Malatya için birlik olmanın zamanı değil mi?
6 Şubat depremlerinin ardından Malatya’nın yeniden ayağa kalkması için büyük bir mücadele veriliyor. Esnaf yeniden işini büyütmeye, üretici üretmeye, gençler geleceğe umutla bakmaya, aileler yeni yaşamlarına alışmaya çalışıyor.
Böylesine zorlu bir süreçte elbette sorunlar konuşulacak. Hatta bazı sorunlar daha yüksek sesle gündeme getirilecek. Çünkü şehrin geleceği açısından hiçbir eksikliğin üzeri örtülmemelidir.
Fakat eleştirinin amacı bir kişiyi yıpratmak mı, yoksa Malatya’yı daha yaşanabilir bir şehir hâline getirmek mi olmalı?
Eğer amacımız Malatya’nın kazanmasıysa, doğru yapılan işleri de görmeli, yanlışların düzeltilmesi için de ısrarcı olmalıyız.
Sami Er’e düşen görev, eleştirilerden ders çıkararak hizmet kalitesini artırmak ve vatandaşın güvenini güçlendirmektir. MASKİ’ye düşen görev, altyapı sorunlarını kalıcı biçimde çözmek ve kamuoyuna hesap vermektir. Basına düşen görev ise bütün bunları tarafsızlık ve hakkaniyet çerçevesinde takip etmektir.
Vatandaşa düşen de şehrin geleceğine dair beklentilerini dile getirirken çözüm odaklı tartışmalara katkı sunmaktır.
Birbirimizi suçlayarak değil, sorunun kaynağını doğru tespit ederek ilerleyebiliriz.
Eleştirelim ama hakkaniyeti unutmayalım
Sami Er’in her uygulamasını savunmuyorum. MASKİ’nin çalışmalarını da koşulsuz biçimde savunamam. Vatandaş mağdur oluyorsa bunun hesabı sorulmalıdır. Altyapı sorunları çözülemiyorsa ilgili yöneticilerden açıklama istenmelidir. Görevini gereği gibi yapmayan varsa bunun gereği yerine getirilmelidir.
Ancak her kuvvetli yağışın ardından bütün tartışmayı Sami Er’in şahsına indirgemek, Malatya’nın gerçek sorunlarını çözmeye yeterli değildir.
Bir gün yağmur nedeniyle yaşanan su baskınlarını konuşurken, başka bir gün binlerce insanı bir araya getiren kültür ve tarım etkinliklerini de konuşabilmeliyiz. Başarısızlıkları sorgularken başarıları da teslim edebilmeliyiz.
Çünkü hakkaniyet, yalnızca eleştirdiğimizde değil, değerlendirmelerimizin tamamında ihtiyaç duyduğumuz bir ölçüdür.
Malatya’nın kaybedecek zamanı yok. Bu şehrin insanları depremden sonra yeniden ayağa kalkmaya çalışıyor. Şehrin yöneticileri de bu büyük sorumluluğun gereğini yerine getirmek zorunda.
Öyleyse soralım: Malatya’nın sorunlarını çözmek için birbirimizi yıpratmayı mı bekliyoruz, yoksa yanlışları açıkça dile getirirken doğru işlerin de arkasında durabileceğimiz bir ortak anlayış geliştirmeyi mi?
Unutmayalım; Malatya hepimizin. Şehrin sorunlarını görmezden gelmeden, yapılan hizmetleri de yok saymadan, eleştiriyi düşmanlığa dönüştürmeden hareket etmek zorundayız. Hatasızlık Allah’a mahsustur. İnsanların ve kurumların başarısı ise hatalarını kabul etmeleri, eksiklerini gidermeleri ve ortak geleceğe katkı sunmalarıyla ölçülür.
Malatya için ihtiyacımız olan şey, kim ne yaparsa yapsın onu alkışlamak değil; doğruya doğru, yanlışa yanlış diyebilen, vicdanını ve adalet duygusunu kaybetmeyen bir anlayıştır.
Çünkü bu şehir, kısır tartışmalardan çok daha fazlasını hak ediyor.