Asım DEMİRKÖK

YAŞADIĞIMIZ DÜNYA TOPLUMLARI NEREYE EVRİLİYOR?

Asım DEMİRKÖK

Dijitalleşmenin ve yapay zekânın baş döndürücü bir hızla yayıldığı, üretim biçimlerini kökten değiştirdiği bir çağın içinden geçiyoruz. Küresel ölçekte ise çok kutuplu, parçalanmış ve belirsizliklerle dolu yeni bir uluslararası düzene doğru ilerleniyor. Tüm bu gelişmeler, hepimizi yakından ilgilendiren temel bir soruyu gündeme getiriyor:
Yaşadığımız dünya toplumu nereye evriliyor?
Hafızalarda derin izler bırakan bir tarih vardır: 20 Mart 2003.
Dönemin ABD Başkanı George W. Bush yönetiminin Irak’a yönelik “kitle imha silahları” iddiasıyla başlattığı savaş, aradan geçen yıllara rağmen hâlâ tartışılıyor. Ancak tartışılmayacak gerçek şudur: Bu süreç, milyonlarca insanın yaşamını etkileyen büyük bir yıkıma neden oldu. İnsanlar hayatını kaybetti, milyonlarcası yerinden edildi, şehirler harabeye döndü, toplumlar parçalandı.
Son 30 yılda yalnızca Irak değil; Suriye’den Libya’ya İran’a kadar geniş bir coğrafyada savaşlar, göçler ve insani krizler yaşandı. Bu bölge artık sadece bir coğrafya değil, aynı zamanda küresel güç mücadelelerinin sahnesi hâline geldi.
Tam da böyle bir dönemde yayımlanan Oxfam raporları, dünyanın gidişatına dair çarpıcı veriler ortaya koyuyor. Bu veriler gösteriyor ki küresel eşitsizlik artık yalnızca ekonomik bir mesele değil; doğrudan insan hayatını etkileyen, toplumsal istikrarı bozan ciddi bir sorundur.
Pandemi süreci ise bu tabloyu daha da ağırlaştırdı. COVID-19 yalnızca bir sağlık krizi olmadı; aynı zamanda gelir dağılımındaki adaletsizliği büyüten tarihî bir kırılma noktası hâline geldi.
Bugün gelinen noktada:
1.    Dünyanın en zenginleri servetlerini artırırken, milyonlarca insan yoksulluğa sürükleniyor. 
2.    Pandemi döneminde en zengin kesim servetini katladı. 
3.    Aynı süreçte milyonlarca insan temel ihtiyaçlarını karşılayamaz hâle geldi. 
4.    Servet belirli ellerde toplanırken toplumsal uçurum derinleşti. 
2026 yılında yayımlanan güncel raporlar da bu tabloyu teyit ediyor. Milyarderlerin serveti artarken, geniş halk kesimleri geçim sıkıntısıyla karşı karşıya kalıyor.
Bu gerçek bize şunu söylüyor:
Eşitsizlik artık sadece adaletsiz değil, aynı zamanda sürdürülemez bir noktaya ulaşmıştır.
Çünkü ölü bir gezegende ne ekonomi büyür ne de refah mümkündür.
Doğanın tahribatı, kaynakların hoyratça tüketimi ve sınırsız büyüme anlayışı yalnızca bugünü değil, geleceği de tehdit etmektedir.
Oysa çözüm bilinmeyen bir yerde değildir:
1.    Aşırı zenginliğin adil biçimde vergilendirilmesi 
2.    Kamu hizmetlerinin güçlendirilmesi 
3.    Eğitim, sağlık ve bilgiye eşit erişimin sağlanması 
4.    Cinsiyet, etnik köken ve sınıf temelli eşitsizliklerin azaltılması 
5.    İnsan merkezli yeni bir ekonomik anlayışın kurulması 
Bugün dünya yalnızca ekonomik değil; aynı zamanda siyasi ve kurumsal bir belirsizlik içindedir. Kuralların aşındığı, kurumların zayıfladığı, küresel liderliğin eksik kaldığı bir dönemden geçiyoruz.
Artık dünya ne tam anlamıyla tek kutupludur ne de dengeli bir çok kutuplu yapıya sahiptir. Belki de en doğru tanım şudur:
Boşluklar dünyası.
Krizleri yönetecek güçlü bir merkez yok.
İstikrar sağlayacak ortak bir irade yok.
Küresel sorunlara küresel çözümler üretme kapasitesi giderek zayıflıyor.
Peki çözüm nerede?
Belki de cevap sandığımızdan daha sade:
Dayanışmada… ortak akılda… insanlık bilincinde…
Eğer dünya halkları ortak vicdanda buluşamazsa, bu düzensizlik daha da derinleşecektir. Ancak ortak bir gelecek için birlikte hareket edebilirsek, daha adil ve yaşanabilir bir dünya hâlâ mümkündür.
Son söz:
Bugün karşı karşıya olduğumuz sorunlar, yalnızca bir ülkenin değil insanlığın ortak sorunudur.
Ve çözüm de ancak ortak iradeyle mümkündür.
Ya birlikte daha adil bir dünya kuracağız…
Ya da eşitsizlik zincirine yeni halkalar eklenmesini sessizce izleyeceğiz.
 

 

Yazarın Diğer Yazıları