Ben Yoruldum, Ya Siz?
Asım DEMİRKÖK
İnsanı aşındıran, ufalayıp eleyen; tüm değerlerini “piyasa ekonomisi” adı altında bireysel kazanma tutkusuna koşullayan bir sistemin içinde yaşamaya zorlanıyoruz. Nereye baksak, hangi yöne yönelsek paradan söz eder olduk. Çocuğumuzun geleceği, giderek toplumun geleceği, “hangi meslek daha çok kazandırır?” sorusuna bağlanmış durumda.
Bu sürükleniş içinde ya kimliksiz bir yaşamı kabulleneceğiz ya da “biz de varız” diyerek kimliğimizle, duruşumuzla ortaya çıkacağız. Nerede olursak olalım, eğer toplumun üretimini artan emek değerlerimizle yeniden ve yeniden yaratıyorsak, bu değerlerden payımızı istemek de en doğal hakkımızdır. Bu ise ancak siyasetle mümkündür. Zira politikasız insan, insansız politika olmaz. Siyasi Partiler ’’Demokrasinin’’ Vaz geçilmez unsurlarıdır.
Evde, iş yerinde, yaşamın her alanında aslında politikanın içindeyiz. Çünkü siyaset; hayatın içinde doğan sorunları çözme sanatıdır. İnsan, her adımda hem kendini yönetmek hem de içinde yaşadığı toplumun sorunlarına karşı sorumluluk almak zorundadır.
İnsanlar, farkında olarak ya da olmayarak, bu sorunlarla sürekli muhatap olur. Bu muhataplık, onları hem yönetmeye hem de yönlendirmeye iter. İşte tam da burada “insanın kendini kazanma” meselesi ortaya çıkar.
Ne kadar bilinçli ve bilimsel bir ‘’siyaset anlayışına’’ sahipsek, o ölçüde kendimizi kazanırız. Kendini kazanan, aklını zenginleştiren insan; nerede olursa olsun, her koşulda özgürdür. Sorunlardan kaçan değil, çözüm üreten; sahip arayan değil, sahip çıkan bir insandır.
Çağımızın en belirgin özelliği, insanların hem bireysel hem de toplumsal kimliklerine sahip çıkma arayışıdır. Yakın çevremize baktığımızda; kadın-erkek, genç-yetişkin, yöneten-yönetilen arasındaki gerilimlerde bu kimlik arayışını açıkça görürüz.
Ancak bu arayış, ‘’örgütlü ve demokratik’’ bir zemine oturmadığında; ya bireysel ya da kitlesel çatışmalarla kendini gösterir. Bu çatışmalı süreçler ise hem bireyi hem toplumu yorar.
Oysa hiçbir sorun çözümsüz değildir. İster çatışmalı ister çatışmasız, sorunlar bir şekilde çözülür. Mesele; bu sorunları bilgece, akılcı ve ‘’siyaset diliyle’’ ele alabilmektir. Eleştirerek, tartışarak ama yıkmadan; ayrıştırmadan değil, birleştirerek çözüm üretmektir.
Çünkü başka bir dil, başka bir üslup hem bizi hem de toplumu yorar.
Yıllardır siyasetin dilini yanlış kullana kullana yeterince yorulmadık mı?
Ben yoruldum…Ya siz?