Metin Akgün

Çocuğun Eğitim Sürecinde Sorumluluk Bilincindeki Aşınma ve Toplumsal Dejenerasyon

Metin Akgün

“Bir toplumun geleceği, çocuklarına bıraktığı mirastan çok, çocuklarına kazandırdığı sorumluluk bilinciyle şekillenir.”

Son yıllarda eğitim sistemimiz üzerine yapılan tartışmaların ana ekseni; “akademik başarı”, “sınav sistemi” ve teknoloji kullanımına yönelik “dijital okuryazarlık” başlıklarında yoğunlaşmaktadır. Ancak bu başlıklardaki başarının temelinde yer alan ve bizi biz yapan değerlerimizin merkezini teşkil eden “SORUMLULUK” gözden kaçırılmaktadır. Gözden kaçırdığımız husus şudur: İstiklal ve istikbalimizin teminatı olan çocuklarımıza kazandırmamız gereken “SORUMLULUK BİLİNCİ”, her geçen gün biraz daha zayıflamaktadır.

Sorumluluk, yalnızca bir görevi yerine getirmek değildir. Sorumluluk; bireyin kendi davranışlarının sonuçlarını üstlenebilmesi, hak ile yükümlülük arasındaki dengeyi kurabilmesi, nefsine, ailesine ve yaşadığı topluma karşı görevlerinin farkında olmasıdır.

Bu bilinç çocukluk döneminde gelişmediğinde yalnızca okul başarısı değil; aile hayatı, çalışma yaşamı, toplumsal ilişkiler ve demokratik kültür de olumsuz etkilenmekte, istiklal ve istikbalimizin teminatı da riske girmektedir.

Bugün eğitim kurumlarında sıkça karşılaşılan bazı örnekler, bu aşınmayı açıkça göstermektedir. Ödevini yapmayan öğrencinin sorumluluğunu üstlenmek yerine öğretmeni suçlayan, çocuğunun her davranışını şartsız savunan veya öğretmenin rehberlik rolünü reddeden yaklaşımlar, sorumluluk eğitiminin aile içinde yeterince desteklenemediğini göstermektedir. Öğretmene yönelik “Sen dersini anlat, benim çocuğumun eğitimi seni ilgilendirmez.” anlayışı yalnızca bir iletişim sorunu değildir; eğitim paydaşları arasındaki güven ilişkisinin zedelendiğinin de açık bir göstergesidir.

Çocuklar, kendilerine yüklenen sorumluluklardan çok, yetişkinlerin sergilediği davranışlardan öğrenirler. Anne ve baba kendi sorumluluklarını yerine getirmediğinde, verilen sözler tutulmadığında, emek yerine kolaycılık ödüllendirildiğinde veya hataların sürekli başkalarına yüklenmesi normalleştirildiğinde çocuk da aynı davranış kalıplarını benimsemektedir. Bu nedenle sorumluluk eğitimi yalnızca okulun değil, aile ve toplumun da ortak görevidir.

Toplumsal dejenerasyon da çoğu zaman bireysel sorumluluk eksikliğinin birikmiş sonucudur. Trafik kurallarına uymamak, kamu malına zarar vermek, çevreyi kirletmek, iş hayatında görev ihmali göstermek, sosyal medyada hakaret dilini normalleştirmek veya kamu görevlerinde liyakatten uzaklaşmak birbirinden bağımsız olaylar değildir. Bunların ortak paydası, bireyin davranışlarının toplumsal sonuçlarını yeterince dikkate almamasıdır. Bu sonucun temelinde ise “SORUMLULUK BİLİNCİ” gelişmemiş çocuk yetiştirmenin normalleşmesi yatmaktadır.

Gözden kaçırmamak gerekir ki eğitim kurumlarının rolü yalnızca bilgi aktarmak değildir. Okullar, sorumluluk kültürünün yaşandığı sosyal öğrenme ortamları olmalıdır.

Öğrencinin görev aldığı, hata yapmasına izin verildiği, yaptığı hatadan ders çıkarmasının desteklendiği ve emeğinin değer gördüğü bir okul kültürü ve örgüt iklimi, sorumluluk gelişiminin temelidir.

Öğretmen, bu sürecin en önemli rehberlerinden biridir. Ancak öğretmenin bu görevi yerine getirebilmesi için aile desteğine ve kurumsal güvene ihtiyacı vardır. Eğitim paydaşları birbirini rakip olarak değil, aynı hedefe yürüyen yol arkadaşları olarak görmelidir. Çünkü güvenin olmadığı yerde iş birliğinden, iş birliğinin olmadığı yerde ise kalıcı eğitim başarılarından söz etmek güçleşmektedir.

Dijital çağın sunduğu kolaylıklar da sorumluluk eğitimini yeni sınamalarla karşı karşıya bırakmaktadır. Hazır bilgiye anında ulaşabilen, sürekli ödül beklentisiyle büyüyen ve sabır gerektiren süreçlerden uzaklaşan çocuklar; emek, disiplin ve süreklilik gerektiren sorumlulukları yerine getirmekte zorlanmaktadır. Bu nedenle dijital okuryazarlık kadar dijital sorumluluk bilinci de eğitim programlarının ayrılmaz bir parçası hâline gelmelidir.

Peki, çözüm nedir?
•    Çözüm; çocukları sürekli kontrol etmek değil, onlara yaşlarına uygun sorumluluklar vermek, yaptıkları işlerin sonuçlarını deneyimlemelerine fırsat tanımak ve aile-okul iş birliğini güven temelinde yeniden inşa etmektir. Çocuk adına her sorunu çözen yetişkin modeli yerine, çocuğa çözüm üretmeyi öğreten rehber yetişkin modeli benimsenmelidir.

•    Sorumluluk eğitimi yalnızca bireysel bir kazanım değil, aynı zamanda toplumsal huzurun, ekonomik kalkınmanın ve demokratik kültürün de temelidir. Sorumluluk sahibi bireyler yetiştirebilen toplumlar, sorunlarını suçlayarak değil, çözüm üreterek aşarlar.

•    Tam da bu noktada, ülkemizin eğitim sisteminde bütüncül ve bilimsel bir yaklaşıma ihtiyaç duyulduğu görülmektedir.

•    Çocuk, aile, öğretmen ve okulun aynı hedef doğrultusunda hareket ettiği; güven, sorumluluk ve değerler eğitimini merkeze alan yeni bir anlayış geliştirilmelidir.

•    Çünkü inanıyoruz ki istiklal ve istikbalin teminatı olan çocuklarımızın güçlü bir geleceğe hazırlanması; bilgi kadar sorumluluk, başarı kadar karakter, rekabet kadar güven inşa edebilen bir eğitim anlayışıyla mümkündür.

Bir sonraki yazımızda, bu sorunu farklı boyutlarıyla ele almanın önem taşıdığına olan inancımızla devam edeceğiz.
Esen kalın...

Metin AKGÜN
Eğitim Bilim Uzmanı
Eğitimde Kaliteyi Geliştirme Derneği Yönetim Kurulu Başkanı
Eğitim 2023 Derneği İl Temsilcisi

Yazarın Diğer Yazıları