6 Şubat 2023 sabahı herkes gibi gazeteciler de depremzede olarak uyandı. Kimi enkaz altında kalan ailesini arıyordu, kimi çocuklarını güvenli bir yere ulaştırmaya çalışıyordu. Kimi ise kendi evi yıkılmış olmasına rağmen eline kamerasını alıp sokağa çıktı. Çünkü gazetecilik bazen önce kendini unutabilmektir.
Afet zamanlarında gazetecilik, yalnızca haber yazmak değildir. Bir annenin enkaz başındaki sessiz bekleyişini dünyaya anlatmaktır. Bir çocuğun oyuncak ayısını molozların arasından çıkarışını tarihe not düşmektir. Bir kurtarma ekibinin umutla yürüttüğü çalışmayı milyonlara ulaştırmaktır. Bir şehir susarken onun sesi olabilmektir.
Asrın felaketinde Yerel gazeteciler günlerce uyumadan çalıştılar. Elektriğin olmadığı şehirlerde haber geçtiler. İnternetin çekmediği noktalarda kilometrelerce yol yürüdüler. Yakıt bulamadılar. Ofisleri yıkıldı, Bilgisayarları enkaz altında kaldı, Kameraları parçalandı ama haber yapmayı bırakmadılar.
Bugün deprem bölgesindeki birçok gazete ekonomik olarak ayakta kalmaya çalışıyor ve artan hayat pahalılığı karşısında mesleklerini sürdürmenin yollarını arıyor. Yerel medyanın ekonomik zemini yerle bir oldu. Reklam gelirleri düştü. Yerel ekonomi daraldı. Esnaf ayakta kalmaya çalışırken reklam veremedi. Gazeteler baskı maliyetleri altında ezildi. Bazı gazeteciler ikinci, hatta üçüncü iş yapmak zorunda kaldı.
Oysa afet bölgelerinde en çok ihtiyaç duyulan kurumlardan biri güçlü bir yerel basındır. Çünkü farklı İl den gelen bir muhabir birkaç gün sonra şehrine döner. Ulusal televizyonların canlı yayın araçları bir süre sonra başka gündemlerin peşine gider. Ama yerel gazeteci kalır. O, aynı sokakta yaşamaya devam eder, sorunları her gün yeniden görür, eksikleri takip eder, Yapılanları da, Yapılmayanları da yazar. Şehrin hafızasını o tutar. Çünkü yerel gazeteci yalnızca haber yazmaz, Yaşadığı kentin vicdanını temsil eder.
Bugün deprem bölgesinde yeniden yapılanma konuşuluyor. Yollar yapılıyor, Konutlar yükseliyor, İş yerleri açılıyor. Bunların hepsi elbette çok kıymetli. Ancak şehirleri yalnızca beton ayağa kaldırmaz.
Şehirlerin hafızası da ayağa kalkmalıdır. Hafızayı yaşatan ise kültürdür, sanattır, eğitimdir ve elbette basındır.
Bir şehirin gazetesi kapanıyorsa yalnızca bir işletme kapanmaz, o şehrin belleğinden bir sayfa eksilir.
Bir televizyon sustuğunda yalnızca ekran kararmaz, Kentin sesi kısılır. Bir internet haber sitesi yayın hayatına son verdiğinde yalnızca bir internet adresi silinmez, o şehir, kendi hikâyesini anlatacak bir kalemini kaybeder.
İşte bu yüzden yerel basın herhangi bir ticari işletme değildir, Kamu yararı üreten bir kurumdur. Demokrasinin en önemli güvencelerinden biridir.
Ne yazık ki bizler çoğu zaman yerel medyanın değerini afet günlerinde hatırlıyoruz, Kriz bittiğinde ise unutuyoruz.
Bugün deprem bölgesindeki gazetecilerin büyük bölümü herhangi bir ayrıcalık istemiyor. Lüks talepleri yok. İstedikleri yalnızca mesleklerini sürdürebilecek şartların oluşturulması, Yayınlarını devam ettirebilecek ekonomik destekler.
Deprem bölgelerinde güçlü yerel medya, yalnızca gazetecilerin meselesi değildir, bu doğrudan doğruya vatandaşın haber alma hakkının meselesidir. Çünkü doğru bilgi, afetlerin ikinci felaketlere dönüşmesini engeller. Doğru bilgi hayat kurtarır, Şeffaflığı güçlendirir, Toplumsal güveni artırır.
Yanlış bilgi ise korkuyu büyütür, Kaosu besler. Tam da bu nedenle yerel basına yapılacak her yatırım, aslında toplumsal dayanıklılığa yapılan yatırımdır.
Gazeteciler sadece haber yapan insanlar değildir. Onlar aynı zamanda bu ülkenin ortak hafızasını tutan tanıklardır. Bugün yazdıkları haberler, yarının tarihine kaynak olacaktır. O nedenle gazeteciyi yaşatmak, hafızayı yaşatmaktır. Yerel basını güçlendirmek, demokrasiyi güçlendirmektir. Şehrin sesini, sözünü ve hafızasını da korumaktır.
Sonuç olarak, deprem bölgelerinde hayatın yeniden normale dönmesi için güçlü bir yerel basın şarttır. Çünkü doğru bilgiye erişim, kamu hizmetlerinin etkin şekilde duyurulması ve toplumsal dayanışmanın sürdürülmesi ancak güçlü medya kuruluşlarıyla mümkündür. Yerel basın güçlenmeden normalleşme tamamlanamaz; bu nedenle merkezi yönetim, yerel yönetimler ve ilgili kurumların ortak bir irade ortaya koyması artık ertelenemez bir sorumluluktur.
Ve şu soruyu sormanın zamanı da gelmiştir: ‘’Deprem bölgesinde yeni konutlar inşa ederken, o şehirlerin sesini yaşatacak kurumları da aynı hassasiyetle ayağa kaldırabiliyor muyuz?’’