Editörün Seçtikleri

İki Şehir, Bir İmtihan: Sessizliğin Bedeli ve Çıkış Yolu

Editörün Seçtikleri

Mehmet Akif Ersoy'un dediği gibi: "Zulmü alkışlayamam, zalimi asla sevemem." Peki ya sessiz kalanı? Onu nereye koyacağız?

14 Nisan 2026, Siverek. 15 Nisan 2026, Kahramanmaraş. İki gün, iki okul, birbirini takip eden iki büyük travma. Siverek'te bir lise koridorunda eski bir öğrencinin pompalı tüfeğiyle yaraladığı 16 genç, Kahramanmaraş'ta ise 14 yaşındaki bir çocuğun babasının silahlarıyla okulunda açtığı ateş sonucu hayatını kaybeden 9 kişi. Toplamda 9 ölü, onlarca yaralı ve geride tarifsiz bir acı.

Bu satırları yazarken amacım nefret kusmak ya da kolay bir suçlu ilan etmek değil. Amacım, bir daha yaşanmaması için neler yapabileceğimizi konuşmak. Çünkü bu çocuklar birer canavardı, demek en kolayı. Ama aynı zamanda en tembelli. Asıl mesele, onları canavara dönüştüren zemini anlamak ve değiştirmek.

Sorumluluklar Zinciri

Olayların perde arkasına baktığımızda karşımıza bir sorumluluklar ağı çıkıyor. Bu ağın her bir halkası kopmuş.

Birincisi aile. Her iki olayda da silahlar evden çıktı. 14 yaşındaki bir çocuğun beş tabancayı fark ettirmeden okula taşıması, evde silahın ne kadar sıradanlaştığının acı bir göstergesi. Emekli bir emniyet mensubunun evindeki silahları çocuğundan saklamaması, sadece bireysel bir ihmal değil, aynı zamanda silah kültürünün bir yansımasıdır.

İkincisi okul. Rehberlik hizmetleri neredeydi? Siverek'teki saldırganın bir gün önce okul yönetimini tehdit ettiği, okul müdürünün durumu bildirdiği ancak okul "riskli" statüsünde olmadığı için herhangi bir önlem alınmadığı belirtiliyor. Bu sistemin körlüğüdür. Bir çocuk "sizi vuracağım" dediğinde bunu ciddiye almayan bir güvenlik anlayışı, felaketi davet eder.

Üçüncüsü toplum ve medya. Şiddet haberlerini magazinleştiren, saldırganları kahramanlaştıran, linç kültürünü normalleştiren bir yayıncılık anlayışı, zihinleri zehirlemeye devam ediyor. Dijital oyunlardaki şiddet, dizilerdeki intikam sahneleri, sosyal medyadaki nefret söylemleri... Bunların hepsi birer tohumdur. Ne yazık ki bu tohumlar, yeterince sulandıklarında işte böyle filizleniyor.

Dördüncüsü ekonomi ve umutsuzluk. Bölgedeki yüksek işsizlik, yoksulluk ve geleceğe dair tükenmiş umutlar, gençleri çaresizliğe iter. UNICEF raporlarına göre Türkiye, çocuk refahında 43 ülke arasında 35. sırada. Bir çocuk kendini değersiz hissettiğinde, hem kendine hem de çevresine zarar verme riski katlanarak artar.

Çözüm Odaklı Bir Yol Haritası

Peki ne yapmalı? Suçlu aramayı bırakıp çözüm üretmeye başlamalıyız.

Birincisi, okullardaki psikolojik danışmanlık ve rehberlik hizmetleri acilen güçlendirilmelidir. Bu bir lüks değil, zorunluluktur. Her okulda, öğrenci başına düşen rehber öğretmen sayısı artırılmalı, risk altındaki çocukların tespiti için düzenli taramalar yapılmalıdır.

İkincisi, evde silah bulundurma koşulları yeniden düzenlenmeli, denetimler sıklaştırılmalı ve silahların çocukların erişemeyeceği yerlerde muhafaza edilmesi zorunlu kılınmalıdır.

Üçüncüsü, okul güvenlik protokolleri gözden geçirilmelidir. Bir tehdit bildirimi alındığında, okul yönetimi, rehberlik servisi ve güvenlik güçleri arasında koordineli bir acil müdahale mekanizması kurulmalıdır. "Riskli okul" kavramı, fiziksel güvenlik risklerinin ötesine geçerek psikososyal riskleri de kapsayacak şekilde genişletilmelidir.

Dördüncüsü, medya ve dijital platformlarda şiddet içerikli yayınlara karşı daha etkin bir denetim ve bilinçlendirme kampanyaları başlatılmalıdır. Medya okuryazarlığı dersleri, ilköğretimden itibaren zorunlu hale getirilmelidir.

Beşincisi, ailelere yönelik ücretsiz ve ulaşılabilir ebeveyn eğitim programları düzenlenmelidir. Çocukla iletişim, duygusal farkındalık, akran zorbalığıyla baş etme gibi konularda aileler desteklenmelidir.

Demem o ki bir çocuk böyle doğmaz. Böyle yetiştirilir. Böyle yalnız bırakılır. Ve böyle patlar. Bu patlamaların sorumluluğunu sadece o çocuğa yüklemek, aslında hepimizin üzerindeki yükü hafifletmek için bir kaçıştır.

Bugün Siverek ve Kahramanmaraş'ta yaşananlar, yarın başka bir şehirde, belki de kendi mahallemizde yaşanabilir. Bu yüzden sessiz kalma lüksümüz yok. Sorumluluk almanın, değişimi başlatmanın tam zamanıdır.

Unutmayalım: Bir çocuğun hayatını kurtarmak, bütün bir sistemi kurtarmaktan geçer. Ve bu sistem, hepimizin ortak sorumluluğudur.

Kaynakça: Bianet, Hürriyet, Euronews, BBC Türkçe, DW Türkçe, Nefes (11-15 Nisan 2026 tarihli haberler)

Yazarın Diğer Yazıları