M. Said Yalçın

Sözün Işığı, Malatya'nın Gerçeği

M. Said Yalçın

Malatya, tarih boyunca sözü olan bir şehir oldu. Battalgazi’den Arslantepe’ye, halk kültüründen modern şehir tartışmalarına kadar bu topraklarda söz üretildi, nasihat edildi, uyarılar yapıldı. Ancak bugün dönüp baktığımızda şu soruyla yüzleşiyoruz:
Söz hâlâ karşılığını buluyor mu?

Deprem sonrası yeniden yapılanma sürecinden, şehir planlamasına; tarımdan güvenliğe, gençlerin gelecek kaygısından kamu düzenine kadar Malatya’da çok şey konuşuluyor. Toplantılar yapılıyor, raporlar hazırlanıyor, açıklamalar veriliyor. Fakat sorun çoğu zaman sözün çokluğunda değil, anlayışın yokluğunda düğümleniyor.

Tıpkı kör birine tutulan lambanın karanlığı aydınlatmaması gibi; niyet yoksa, samimiyet yoksa, sorumluluk hissi yoksa en doğru söz bile havada kalıyor.

Anlamamak mı, Anlamak İstememek mi?

Malatya’da birçok mesele artık teknik olmaktan çıktı; ahlaki ve vicdani bir boyut kazandı.

Aynı sorun yıllardır konuşuluyor ama çözülmüyorsa,

Aynı uyarılar defalarca yapılıyor ama dikkate alınmıyorsa,

Aynı hatalar tekrar tekrar yaşanıyorsa

burada cehaletten çok duymak istemeyen bir anlayış vardır.

Bu noktada sözün hedefi halk değildir. Malatya insanı, derdini bilen ve sabırla bekleyen bir yapıya sahiptir. Asıl mesele; yetkisi olduğu hâlde görmeyenler, sorumluluğu olduğu hâlde anlamayanlardır.

Her Söz Herkese Söylenmez

Bu veciz söz bize şunu da öğretir:
Her doğru, her ortamda ve herkese anlatılamaz. Çünkü anlamak; yalnızca kulakla değil, iradeyle ve vicdanla olur.

Malatya’nın bugün ihtiyacı olan şey:

Daha çok konuşmak değil,

Daha sert eleştirmek değil,

Daha süslü cümleler kurmak hiç değil.

İhtiyaç olan şey; anlamaya niyetli bir bakış, yapılan uyarıyı kişisel algılamayan bir olgunluk ve eleştiriyi düşmanlık saymayan bir yönetim kültürüdür.

“Kör birine lamba ne kadar gereksizse…” sözü, Malatya için bir umutsuzluk değil; bir uyarıdır.
Bu şehir, sözün değerini bilenlerin elinde yeniden ayağa kalkar. Ama söz, anlamayana söylendiğinde yalnızca yorgunluk üretir.

Malatya’nın geleceği; söz söyleyenlerde değil, sözü anlayanlarda şekillenecektir.
Çünkü bazen karanlık, ışıksızlıktan değil; görmek istememekten doğar.

Sözün Ahlakı Ailede Başlar

Bu sözün bir başka yüzü de aile içinde karşımıza çıkar.
Kimi zaman bir aile büyüğü, “Ben bilirim, benim söylediğim doğrudur” diyerek; boş, gereksiz ve hatta gerçeğe aykırı sözlerle kendini haklı çıkarmaya çalışıyorsa, kardeşini sağa sola kötüleyerek bir üstünlük kurma çabasına giriyorsa burada artık söz hikmet olmaktan çıkar, zulme dönüşür. Buna susmak erdem değil, ortak olmaktır.

Evet, anne-baba hakkı vardır; büyüğün saygı hakkı vardır. Bu, dinimizin ve kültürümüzün tartışmasız bir emridir. Ancak bilinmelidir ki evlat hakkı da Allah katında vardır ve asla yok sayılmaz. Büyük olmak, haksız olma ayrıcalığı değildir. Yaş almak, adaleti askıya alma ruhsatı vermez.

Kur’an-ı Kerim bu dengeyi açıkça ortaya koyar:

“Biz insana anne ve babasına iyi davranmasını emrettik…”
(Lokman Suresi, 14. Ayet)

Ancak aynı Kur’an, adalet çizgisini de net biçimde çizer:

“Ey iman edenler! Kendinizin, anne-babanızın ve yakınlarınızın aleyhine bile olsa, Allah için adaleti ayakta tutan kimseler olun.”
(Nisâ Suresi, 135. Ayet)

Bu ayet bize şunu söyler:
Saygı, adaleti ortadan kaldırmaz.
Yakınlık, zulmü meşrulaştırmaz.

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) de aile içindeki haksızlığa karşı şu uyarıyı yapar:

“Zulümden sakının. Çünkü zulüm, kıyamet gününde karanlıklardır.”
(Müslim, Birr 56)

Bir başka hadisinde ise sorumluluğun kapsamını netleştirir:

“Hepiniz çobansınız ve hepiniz güttüğünüzden sorumlusunuz.”
(Buhârî, Ahkâm 1; Müslim, İmâre 20)

Anne-babanın evlatlar arasında adaletli olması emredilir

“Çocuklarınız arasında adaletli olun.”
(Buhârî, Hibe 12; Müslim, Hibe 13)

“Bir evladı kayırmak, diğerini ezmek haramdır. Bu, açık bir evlat hakkı ihlalidir.”

Aile büyüğü olmak; dedikodu üretme, yalanı meşrulaştırma ya da bir evladı diğerine ezdirme hakkı vermez. Tam tersine, daha fazla adalet, daha fazla hikmet ve daha fazla susabilme erdemi gerektirir.

Bu yüzden tekrar aynı noktaya geliyoruz:
Kör birine lamba ne kadar gereksizse,
hakikati görmek istemeyene söz de o kadar gereksizdir.

İster şehir yönetsin ister aile; ister makamda olsun ister sofranın başında…
Söz, ancak adaletle birleştiğinde ışık olur.
Aksi hâlde sadece kalp kırar, vebal üretir ve Allah katında hesabı ağır olur.

Yazarın Diğer Yazıları