M. Said Yalçın

Özü Sözü Bir Olmayanın Sözü de, Daveti de Eksiktir

M. Said Yalçın

10 Ocak…
Basın için sadece bir “kutlama günü” değildir.
10 Ocak, hakikatin yükünü omuzlama cesaretinin, kamu vicdanına karşı sorumluluğun ve yalnız kalmayı göze alarak doğruyu söyleme iradesinin adıdır. Bu yüzden bu gün, afilli cümlelerin değil; samimiyetin, tutarlılığın ve duruşun günüdür.
Beytepe ve Çamlıca Koleji Yönetim Kurulu Başkanı Eğitimci Mustafa Sarıtaç’ın, 10 Ocak vesilesiyle basınla bir araya gelme çağrısı da tam olarak bu yüzden önemlidir. Ancak mesele yalnızca “davet etmek” değildir. Mesele, davet ettiğin basının karşısına çıkabilme cesaretini gösterebilmektir.
Aranmamıza rağmen gelmeyen, basın konteynerlerine “siz gelin” diyen bir anlayış; ne kadar süslü cümle kurarsa kursun, samimiyet sınavını kaybetmiştir.
“Bugün burada çok anlamlı bir günde bir aradayız” demek kolaydır.
“10 Ocak sadece bir takvim günü değildir” demek şıktır.
“Gazetecilik, olanı olduğu gibi aktarma cesaretidir” demek doğrudur.
Ama asıl mesele şudur:
Söylediğini yaşayabiliyor musun?
Savunduğun değerleri kendi davranışlarında gösterebiliyor musun?
Biz basın mensupları “yanar döner” değiliz.
Biz sadece 10 Ocak’ta değil, senenin 365 gününde kamu vicdanını diri tutarız.
Biz alkış için değil, hakikat için yazarız.
Biz bazen alkış alırız, çoğu zaman yalnız bırakılırız ama duruşumuzdan vazgeçmeyiz.
Sayın Sarıtaç,
“Özü sözü bir olmak” bir deyim değildir sadece; bir karakter ölçüsüdür.
Özü insan, temeli insan olan bir anlayış; karşısındaki insana saygıyı, verdiği söze sadakati ve davet ettiği kişinin onurunu korumayı gerektirir.
Basın mensubunu ayağına çağırmak, gelmeyerek onu muhatap almamak; ardından basın ahlakı üzerine ders verir gibi konuşmak…
Bu, en hafif tabiriyle bir çelişkidir.
Afilli sözler kolaydır.
Zor olan, o sözlerin altını doldurmaktır.
“Gazetecilik; yanlışa yanlış, doğruya doğru diyebilme ahlakıdır” denmiş.
Doğrudur.
O halde aynı ahlak, eğitimci için de geçerlidir.
Verilen söz tutulmuyorsa, buna da “yanlış” demek gerekir.
Basın çağrılıp muhatap alınmıyorsa, buna da “yanlış” demek gerekir.
Ego tatmini için yapılan her gösterişli organizasyonun altı boş kalıyorsa, buna da “yanlış” demek gerekir.
Hz. Hamza’nın sözü boşuna söylenmemiştir:
“Gözümün gördüğü hiçbir şeyden korkmam.”
Asıl cesaret; kürsüden konuşmak değil, muhatabının gözünün içine bakabilmektir.
Asıl cesaret; davet ettiğin insanın karşısına çıkıp sorumluluk almaktır.
Asıl cesaret; sözünün arkasında durmaktır.
Söz vermek; bir karakter beyanıdır.
Sözünden dönmek; bir güven kaybıdır.
Eğitimci için bu kayıp iki kat ağırdır. Çünkü eğitimci, yalnızca bilgi değil, ahlak ve duruş da öğretir.
Basına verilen söz tutulmuyorsa,
basın sadece çağrıldığında değil, ihtiyaç duyulduğunda hatırlanıyorsa,
basın bir “dekor” gibi kullanılıyorsa,
orada ne basın özgürlüğünden ne de kamu vicdanından söz edilebilir.
Bizim meselemiz kişisel değildir.
Bizim meselemiz ilkeseldir.
Basın, bir kurumun vitrin süsü değildir.
Basın, bir gün hatırlanıp ertesi gün yok sayılacak bir kitle değildir.
Basın, eğilip bükülenlerin değil; özü sözü bir olanların muhatabıdır.
Bugün 10 Ocak’ı anmak yetmez.
10 Ocak’ın ruhunu taşımak gerekir.
Ve şunu herkes bilmelidir ki:
Basın, ayağa çağrılan değil; karşısına çıkılan bir güçtür.
Basın, alkış dağıtan değil; hesap soran bir vicdandır.
Basın, süslü sözleri değil; tutarlı duruşları yazar.
Özü sözü bir olmayanın,
ne daveti tamdır,
ne sözü inandırıcıdır,
ne de 10 Ocak’ı anmaya hakkı vardır.
 

Yazarın Diğer Yazıları