Malatya’da 9 bin 659 konutun kura çekimi yapıldı. Rakam büyük, proje büyük, beklenti daha da büyüktü. Fakat ortaya çıkan tablo, sayılarla ifade edilen bir başarıdan çok, kalplerde büyüyen bir hayal kırıklığını gösteriyor. Emeklisi de üzüldü, genci de… Maaşı olmayan, güvencesi olmayan, “diğer kategori”den zar zor 5 bin TL yatırarak umutlanan da… Kısacası bu şehirde kuradan sonra mutlu olana rastlamak neredeyse mümkün olmadı.
Sosyal konut projeleri, adı üzerinde “sosyal”dir. En çok ihtiyacı olanı öncelemek, barınma hakkını bir lütuf değil, temel bir insan hakkı olarak görmek için vardır. Ancak Malatya’daki bu kura süreci, tam da bu kavramın ruhunu sorgulatır hâle getirdi.
İddialar ciddi:
Evi olanlara konut çıktığı söyleniyor.
Anne-babası çalışan, ekonomik güvencesi bulunan ailelerin çocuklarına “genç kategorisi”nden ev çıktığı konuşuluyor.
Üç defa başvuru yapıp hiçbirinde sonuç alamayan vatandaşların serzenişi her yerde yankılanıyor.
6 Şubat depremlerinden sonra evi olmadığı hâlde kiracı konumunda olan ve “en mağdur” grupta yer alan insanlar hâlâ beklemede.
Deprem sonrası bu projeye umut bağlayan emekliler ise sessiz bir hayal kırıklığı içinde.
Ve bütün bu soruların ortasında tek bir cümle dolaşıyor:
Kura noter huzurunda çekildi ama hangi sosyal ve ekonomik ölçütlere göre adalet sağlandı, o hâlâ muamma.
Kura, hukuki olarak şeffaf olabilir. Ancak sosyal adalet, sadece hukuki şeffaflıkla sağlanmaz. Vicdani bir denge ister, toplumsal gerçekliği esas alır. Bir insanın evi varken bir diğerinin hâlâ kirada, hatta geçici barınma koşullarında yaşaması; bir emeklinin 33 yıl devlete hizmet ettikten sonra hâlâ başını sokacak bir yuvasının olmaması, bu dengenin tartışılmasını kaçınılmaz kılar.
Düşünün…
33 yıl devlete hizmet etmiş bir emekli…
Ne evi var ne arabası…
2022’de başvuruyor, çıkmıyor.
Şimdi yine başvuruyor, yine çıkmıyor.
Bu insan, “sosyal konut” ifadesini duyduğunda heyecanlanmayacak da kim heyecanlanacak?
İşte mesele tam da burada başlıyor.
Bu proje kâğıt üzerinde başarılı olabilir ama Malatya sokaklarında karşılığı “umut kırıklığı” olduysa, orada durup düşünmek gerekir. Çünkü sosyal devlet, sadece konut üretmez; adalet duygusu üretir, güven üretir, “devlet beni görüyor” hissini üretir.
Bugün Malatya’da konuşulan şudur:
“Kura çekildi ama gönüller tatmin olmadı.”
Elbette kader, nasip, kısmet… Bunlar inancımızın ve kültürümüzün parçasıdır. İnsanlar yine “Nasip değilmiş” diyor, yine devlete güvenini kaybetmemeye çalışıyor. Bir sonraki kuraya bel bağlıyor. Bu aslında milletin devlete olan sabrının ve bağlılığının en güçlü göstergesidir.
Ancak devlet aklı, sadece sabra yaslanmamalıdır.
Bir sonraki kura için beklenti şudur:
Gerçekten evi olmayanlar net biçimde ayrıştırılmalı,
Deprem mağdurları için daha özel ve öncelikli kontenjanlar oluşturulmalı,
Emekliler ve dar gelirli kesim için “kura içinde kura” değil, doğrudan hak temelli bir sistem kurulmalı,
Genç kategorisi ekonomik gerçeklik temelinde yeniden tanımlanmalı,
“Evi olduğu hâlde konut çıktı” iddiaları açıkça araştırılıp kamuoyuna net cevap verilmelidir.
Aksi hâlde her kura sonrası aynı cümleleri duymaya devam ederiz:
“Rakamlar güzel ama vicdanlar hâlâ eksik.”
Malatya bu projeden mutluluk üretmeliydi.
Bugün ise daha çok sessiz bir hüzün üretiyor.
Sosyal konut, sadece betonarme yapılar değil; sosyal adaletin somutlaşmış hâlidir. Eğer adalet hissi oluşmuyorsa, o konutlar ne kadar sağlam olursa olsun, temeli eksik kalır.